
Durmak
Şubat 17, 2007Yazar: Hatif Berkî
Dur deyince durmayan bir trenle geldim ben..
Ferah nefesleri sıraladığım günleri anarak, boşluğa savurdum kül tutmuş yalanları. Durmadım; sesimin gittiği kadar, ömrümün yettiği kadar söyledim… yine söylerim. Dilim, taşlaşmış bir bedene nasıl eşlik edebilirse öyle yaptı yarenliğini bütün bir kış, zemheri gecelerde. Dilim, elimden gelen emri beklemez; elim, belimi bükmez..
Çiçek seçmeye çıktım bahçeye, suyun tüm çiçeklerin arasında bir yeri vardı. Ama gök karardı, yer uzandı ve safâ geride kaldı. Suyu aradım; çiçekten ümit etmedim ama suyu bekledim. Su gelmezdi, gelmedi de,, ben ona gitsem, o da giderdi yerinden..
Durdum; döndüm… düşünüp durmakla geçen bir ömrü durup düşünmeye başladım. Ve içime döndüm. Hiçbir durağın olmadığını, asıl duranın kendim olduğunu anladığımda her şey durmuştu.
Bulutların sıra sıra duruşunda bir döngü vardı… sıra sara diziliyor, bir rüzgarla çözülüyorlar. Ve hep titriyorlardı, “kendi” diyebilecekleri bir kendileri olmadığı için hep savruluyorlar; rüzgar ne yönden eserse işte…
Bir an duraksadım; ve devam etti fırtına…
Durağan bakışları sakladım ceketimin iç cebinde… İstedim ki tüm bakışları toplayıp bir durak yapayım kendime. Hepsini çıkardım; her birine bir isim verip dört bir yana yolladım. Hiçbiri dönmedi, ve kimse bir haber söylemedi onlardan. Durak da olmadı yani…
Durmak durağında şafak olmuyordu hiç; olmadı da. Ümit de etmedim. Ama bekledim. Bekledim ki kanadı kırık güvercinler gelsinler, gözyaşını silsinler; belimi büküp, elimden tutsunlar. Tutmadılar; dedim ya gelmediler zaten. Ben öylesine bekledim… ümit de etmedim ve şafak da olmadı.
Durmadım… Duramadım… Duramam…
Duraklar durmadıkça yerinde, ben ne durabilirim ne düşünebilirim… Dedim ya; dur deyince durmayan bir trenle geldim ben…