Archive for the 'İslam Dünyası' Category

h1

Pakistan Uluslararası İslam Üniversitesi

Nisan 28, 2007

Yazar: Ömer YILDIRIM

Kuruluşu ve Tarihçesi

Uluslararası İslam Üniversitesinin kuruluşu Hicri 15.yüzyılın ilk günü olan 1 muharrem 1401, miladi takvimde 11 kasım 1980 tarihine denk gelmektedir.Kardeş Ülke Pakistancın başkenti güzel ve yeşil İslamabat da OIC ,İslam ülkeleri birliği, ve İslam Kalkınma Bankası gibi bir çok uluslararası kurum ve kuruluşların ortak çalışmaları sonucunda Dünyanın değişik ülkelerinde kurulan 8 Uluslararası İslam Üniversitelerinden biridir İslamabat Uluslararası İslam Üniversitesi.

Fakülteleri ve kampusu

İlk kurulduğu yer ve ilk kampus Alanı Pakistan’ın ve dünyanın güzide Camilerinden birisi ve İslam kardeşliğinin sembolü olan Şah Faysal Camii’ mücavirinde olan külliyedir.1980 yılından 2001 yılına kadar Suudi Arabistan kralı Faysal tarafından yaptırılan Şah faysal Camii bitişiğindeki Alanda 21 yıl,Arap Dili ve Edebiyatı,İngiliz Dili ve Edebiyatı,İslam Hukuku ve Batı Hukuku karşılaştırmalı Hukuk fakültesi,Usul ud din fakültesi-Tefsir/Hadis,Mukarenetul’Edyan,felsefe,Da’wa ve İrşad,Da’wa Akademi,İslam İktisat okulu,Uluslararası İlişkiler,İslamî Araştırmalar merkezi,Bilgisayar Mühendisliği ve,İş idaresi gibi fakülteler ve bu fakültelerin programları geniş alt bölümleriyle hizmet verdi, 2001 yılı sonunda uzun bir yapım ve inşaat döneminden sonra H-10 sektöründeki kendi kampusuna geçti .

Yeni erkek kampusunda 2 devasa blok -Ibn Haldun ve Ebu Hanife bloklarıyla 4 halifelerin adlarını taşıyan 4 erkek yurt blokları,Bayanlar kampusunda ise bütün bölümleri içeren 1 blok ve Aişe sıddıqa ve Fatıma zehra isimlerini taşıyan 2 kız yurdu blokları vardır .

Yeni kampuse geçildikten sonra IT teknoloji ve informasyon bölümleri,Uluslararası ilişkiler ve bu bölümlerin mastır ve Phd. Doktora bölümlerinin açılmasıyla Güney Asmanın En güzide İslam ve Modern ilimlerinin beraber okutulduğu üniversitelerinden birisi olma unvanını aldı. Hali hazırda Bütün Pakistan’da Halk tabakasından olan insanların özel üniversitelerde okutamadıkları gençlerini rahat ,eğitim seviyesi yüksek ve kaliteli böyle bir üniversiteye yerleştirebilmenin rahatlığındalar.

Üniversiteyi ayrı kılan özellik

Bu Şaheser Üniversitenin diğer bir özelliği ise Güney Asya gibi Hala Modernist ve Gelenekçi çizginin bariz bir şekilde ayrıştığı ve sadece Pakistan’da resmi- gayri resmi irili ve ufaklı 17.000 ‘in üzerinde medresenin bulunduğu bir ülkede modern ve geleneksel İslamî ilimlerin sentezlendiği ve medrese mezunu olanlarında topluma faydalı bir şekilde kazandırılması noktasında faydalı olduğunu herkes bilmektedir.Yani medreseyi bitiren bir insan Pakistan’da bir çok üniversitede ve özellikle İslamabad İslam Üniversitesinde eğitimlerini tamamladıktan sonra hakim,uluslararası ilişkiler mezunu,yada bilgisayar mühendisi olabilmektedir ve bu yolla hem ilimlerini legalleştirmiş olup hem de topluma faydalı olabilmektedirler.

Ayrıca bugün Pakistan’daki En kaliteli Avukatlar,hakim ve yargıçlar Hem İslam hem de Batı hukuklarını iyi bildiklerinden dolayı İslam Üniversitesi mezunları olanlardır ayrıca uluslararası bankacılık ve islamic finance konusunda revaçta olan gençler yine bu üniversitenin İktisat ve İdarecilik fakültelerinden mezun olan gençlerdir.

 

İslam Ülkeleri ve Müslümanların Azınlıkta oldukları Ülkelerle ilişkiler bakımından önemi

İslamabat İslam Üniversitesi Hem Orta Asya,Hindistan, Pakistan, Afganistan hem de TÜRKİŞ Cumhuriyetler,Nepal,ve Hint okyanusundaki Sri Lanka ve maritus adaları gibi ada ülkeler,Çin Halk cumhuriyeti gibi Müslüman nüfusun Ekalliyyat (azınlık) olarak 100 milyon’u Aştığı bir ülkeden gelen kız ve erkek öğrencilerin dinlerini öğrenip hem meslek sahibi oldukları hem de ülkelerine döndüklerinde en azında Arapça ve İngilizce gibi iki dile sahip olarak tebliğ ve irşada faaliyetlerinde bulunabilecekleri Eğitimi alabildikleri bir üniversitedir.

Da’wa akademi

Ayrıca Da’wa Akademisi gibi,2 yılda bir yada 3 yılda bir Mühtedilere (yeni Müslüman olan) yönelik ve Müslümanların Azınlık olduğu Tayland ve Turki Cumhuriyetler ile müellefetün qulub diye bilinen Güney Amerika’da asılları Müslüman olup zamanla bunu unutan veya unutturulan insanlara yönelik Din adamları yetiştirme ve İmam -Hatip dönemlik kurslar düzenleyen akademilere sahip bir üniversitedir.

Eğitim kadrosu

İslamabat İslam Üniversitesi, başta Pakistan ve Mısır’ın Ezber Üniversitesinden olan misafir hocaları gibi en Kaliteli Üniversitelerinden yetişmiş profesör ve doktorlarının yanı sıra,Suudi Arabistan,Bosna Hersek,Sudan,Sri Lanka,Afganistan,Bengladesh ve bir çok ülkeden gelen Eğitmen kadrosuyla bu Ümmetin evladlarına 25 yıldır Hizmet vermekte ve her Alanda ve İslam Coğrafyasının her köşesine ilim ve tebliğ adamı ve hiç olmazsa uluslararası unvanı olan ticaret ve devlet adamları yetiştiren bir ilim ve irfan yuvasıdır.

Orta Asya’nın komünizmden kurtulmasından hemen sonraki dönemde Orta Asya’dan resmi hükümet kanallarıyla gelen öğrenciler ve Bosna Hersek ve Balkanlardan, Güney Doğu Asya ,Malezya, Endonezya,Tayland gibi ülkelerden ve neredeyse çoğu fakir olan Afrika ülkelerden gelen öğrenciler dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların destekleriyle eğitimlerini tamamladıktan sonra bugün onları kendi ülkelerinde insanlarına ve halklarına yararlı mevkilerde görebilirsiniz.

Tanıdık simalar

İslamabat İslam Üniversitesinde Türkçe bilen ve daha önce Ankara Bilkent Üniversitesi ve Avrupa ve Amerika’da bir çok meşhur üniversitelerde dersler vermiş İktisat bilimci Türk dostu Dr. Esen ZAMAN’la Uluslararası İslam İktisat Okulu Dekanlık odasında Türkçe sohbet ettiğinizde Kendinizi çokça özlemiş olduğunuz bir ortamda hissedeceksiniz.

Bize İlk sorduğu soru neden kardeş Ülke Türkiye’den son 6 yıldır hatırı sayılır bir şekilde öğrencilerin gelmemesidir!Dr. Zaman gibi kaliteli hocaların ve dünyada örnek eğitimiyle az rastlanan böyle harika bir üniversitede okuyanların ne kadar şanslı olduklarını Üniversite koridorlarında ve kampus bahçesinde gezerken bir daha anlıyoruz, çünkü bu üniversitede 56 ayrı milletten insan eğitim görüyor ve Arapça ve İngilizce’nin dışında üçüncü veya dördüncü bir dil daha öğrenme imkanına sahip oluyor öğrenciler burada,belki de Saik Nursa Hazretleri bugün hayatta olsaydı Hayalimdeki Üniversite budur derdi.

İnşallah size dilimiz ve gücümüz yettiğince bir ilmi ve irfan yuvasını tanıtabilmişizdir.Allah’tan temennimiz İslam Ümmetinin her beldesinde böyle 2 ,3 dilli uluslararası nitelikte ve Müslümanların birbirileriyle kaynaşmasına vesile olacak olan eğitim kurumlarının artması ve Ümmetimizin cehalet karanlıklarını bu tür eğitim yuvalarıyla aydınlatmasıdır.

Yolunuz İslamabat’a düşerse taksicilere ”İslamic Üniversity” deyin yeter bu Cümle sizi kampusa götürmeye yeter.

h1

AÇE

Şubat 17, 2007

Yazar: Ömer YILDIRIM

Açe’yi büyük bir kısmımız 280.000 insanın hayatını kaybettiği son derece üzücü Tsunami olayı ile ilk defa duyduk ve öğrendik.Bu elim olay, bildiğimiz gibi, bütün bir Güney Asya’yı sardı; Hint Okyanusuyla, Doğu Afrika, Sri Lanka, Tayland, Malezya, Açe, Sumatra ve bir çok adaları sular altında bıraktı. Bu olayda bildiğimiz gibi ölen Açe’li sayısı 100 bin’i aşkındır.

Allah böyle bir musibeti kimseye vermesin.Hele depremler yaşayan bir millet olarak onların acısını daha iyi anlamamız ve onların dertlerine ortak olmamız gerekirken, maalesef, medya, olayı sadece birkaç manken ve futbolcu kurtarma şovuyla geçiştirdi.Ta ki olayın vahameti daha bir anlaşılınca Türk Kızılay’ı ve Türk NGO’ları yardım gönderdiler.

            Tarihte Açe ile bağlarımız: Açe ve Endonezya  halklarıyla şüphesiz tarihten gelen bir çok ortak paydaya sahibiz. Bunların kuşkusuz en önemlisi İslam kardeşliğidir. Fakat bizim için daha bir hususileşen yön ise, tarihte ilişkilerimizin 1500′lü yıllarda, Osmanlının yükselme dönemi sonlarında ,bugün Endonezya devleti sınırları dahilinde kalan, o zaman ki Açe Sultanlığı’nın Sömürgeci devletlere karşı Osmanlı Devletinden gemi,silah ve ağır donanma topları yapım ve inşası için  yardım talebiyle Sultana elçi göndermeleri ve sultanın onlara Osmanlının En güzide denizcilerinden müteşekkil bir donanma ile istedikler konularda yardımcı olacak tecrübeli uzmanlar yollamasıdır.

 Açe’nin konumu ve durumu : Jeopolitik ve coğrafi olarak Açe, yeşilin ve denizin harika bir birliktelik oluşturduğu, Yüce Yaratıcının en güzel nimetlerinden olan bu belde, bugünki Endonezya devleti sınırlarında Sumatra adası’nın Kuzeybatı kısmında 57,365.57 km²

alana sahip özerk bir eyalettir. Yeşilliğin ve alabildiğine denizin cazibesiyle yeryüzü cenneti sanırsınız adeta.Başkenti Banda Açe’dir. Bu kadar güzelliğe sahip bu bölge, maalesef daha önce, defalarca ve yuzyıllarca; önce İspanyol daha sonra Portekiz ve son olarak da Dutch-Hollandalıların işgali altındaydı.

Endonezya: Tabi sunu bilmemiz gerekir ki; Endonezya 1950 sonlarında kolonist devletlerin kurmuş oldukları ( Dutch East Indies)  adalar topluluğuna verilen addır. İndo ve Asia kelimelerinden müteşekkil ve Java, Sumatra, Muluk, Sulavesi ve Borneo gibi büyük adalar ve binlerce orta ve küçük adalardan oluşan bu devlet, bugün dünyada en kalabalık (220milyon) Müslüman nüfusa sahiptir. Yeni oluşturulmuş bu devlette, tahakküm tamamıyla Java adası sakinlerinin kontrolü altındadır.Yani 1950′den Önce Endonezya diye bir devlet ve millet yoktu.

1500′lere baktığımızda, Açe Sultanlığı’yla çok iyi ilişkiler içerisinde olduğumuzu ve onların, kolonistlere karşı daima halifeye bağlı olduklarını  görürüz. Buna delil olarak Açe Sultanı’nın Cuma ve Bayram hutbelerinde Osmanlı Halifesi adına dualar okutmasını gösterebiliriz.

Yüzyıllar suren savaşlar: Aslında şu hakikati unutmamak gerekir ki; müstemlekeci İspanyol, Portekiz ve  Dutch’lar (Hollandalılar) 1600′lerin sonlarından 1900′lerin başlarına kadar bu bölgeyi kontrol altına almaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Bölgede her zaman bir mukavemet ve direniş olmuştur. O dönem Osmanlı’sı için Yemen nasıl önemli bir konuma sahipse Açe Sultanlığı da, o derece harika bir konuma sahipti. Açe Sultanlığı 1850′lerde başlayıp 1911′lerde biten kanlı savaşlarla Güney Asya insanını, her zaman müstemlekecilere karşı ayakta ve uyanık tutmuştur.

 

Tengku Tik Di TİRO ve Di TİRO Ailesi: Şüphesiz o dönem Mukavemet ve Direniş Hareketinin bel kemiğini oluşturan Di TİRO Ailesi ve Hollandalılara karşı amansız mücadeleler veren Tengku Şeyh Di Tiro(1836-1891) ve onun kardeşleri ve oğullarıdır. 10,000 kişilik Ordusuyla Hollandalılara karşı daha çok gerilla direnişi gösterdi. 28-29 Haziran 1896′da Tengku Mat Amin ve Tengku Di Boekit, Hollanda sömürge Valisini büyük bir yenilgiye uğrattıkları Anakgalong  savaşlarında her ikisi de şehit düşmüşlerdir.

Şeyh Ahmad Di Tiro’nun sürdürdüğü mücadele hız kesmeden devam etti ve o da 1911 yılında şehit düştü. Bu ailenin en büyük özelliği seyyid ve ulema bir aile olması, geleneksel İslami eğitim ve yetişme tarzları, onları her zaman Islama bağlı kılmıştır ve bugünki Açe Sumatra Liberation Front (Açe Sumatra Kurtuluş Partisi) ve sürgün Açe Devlet Başkanı Dr. Tengku

Hasan M. Di Tiro da bu meşhur Aileye müntesiptir. Ülkemizde son günlerde Dr. Hasan; Di Tiro, fikriyatı ve hareketini  konu alan güzel bir çalışmada yayınlandı.

Yapı olarak Açe halkı: Melayu diye bilinen Bahasa-Malay (Malezya Endonezya dili ) dilini konuşan ve Javalılardan farklı olarak renkleri açık, minyon tipli ve uysal insanlardır ama toplu olarak çok hararetli hürriyet ve özgürlükçüdürler. Endonezya; takım adaları insanları içerisinde yüce İslam dinine en mütemessik olan millettir. Bu yüzden Açe’ye Mekke’nin verandası da denir. İslam Dini’nin Güney Asya’ya girdiği yer olduğundan dolayı Açe kültüründe, Arap ve erken dönem İslam motiflerini her alanda, hatta halk oyunlarında dahi görürsünüz. Tasavvuf ve tebliğ hareketi, o insanları İslam’ın potasında eritmiştir.

İslam’ın, sadık tüccarlar vesilesiyle ve tasavvufi hareketlerle yayılmış olduğu Güney Asya dinamizminin kalbidir Açe.

Ay yıldızlı bayrakları: Peki Açe halkıyla bizim yüce dinimizden başka birbirimize benzeyen en büyük özelliğimizin ay yıldızlı kırmızı zemin üzerine enine iki siyah çizgili bayrak olduğunu biliyor muydunuz? İnanır mısınız ;belki İslam kültürünün en güzel motiflerinden olan ay yıldız, Osmanlı vesilesiyle; Moritanya’dan D.Türkistan’a, Amerika Müslümanlarından Pakistan’a, Türkiye’den Açe’ye, dünyanın her bir yanında bir Nişane-i müluk-u İslamiyye olmuştur. Açe halkı, Java ve diğer Endonezya halklarına karşı kendilerini tanıtırken, ”Osmanlı torunları” olduklarını söylerler.

Açe’nin bugünü:  Açe’nin içler burkan yönü, bugünkü Tsunami felaketi ve depremler değildir sadece, Hollandalılardan Endonezya’ya kalmış olan sömürge mirası da cabası.Yanlış politikalar yüzünden halklarına zarar veren Sukarno ve Suharto gibi iki Endonezyalı diktatörün, elli yıllık yanlış ve taraflı siyasetlerinden dolayı daima ezilmiş ve mağdur edilmişlerdir. Endonezya, son yıllarda, yıllık 15 milyon dolar değerinde petrol ve hammadde ve yeraltı zenginliğini Java Adaları’na taşımıştır.Bunun cabası, son 34 yıllık zulüm, işkence ve sürgünler ile Açe bölgesi gibi mütedeyyin bir bölgeye Hıristiyan kökenli Askeri idarecilerin yerleştirilmesi de o yanlış siyasetin bir ürünüdür. Açe’lilerin istedikleri ise Bu yanlış ve ”yanlı” siyasetin bir an önce bitmesi ve o yeryüzü cennetinin huzur ve refaha kavuşması ve hakları olan özgürlüklerine geri kavuşmalarıdır.