h1

KUR’AN LİSANI

Şubat 17, 2007

Yazar: Hadi Ensar CEYLAN

İslam dini, kutsal kitabı Arapça indirilmiş bir dindir. Bunun yanı sıra bu kitabın anlaşılması ve uygulanması hususunda en önemli kaynak olan Hz.Peygamber’in (s.a.s.) hadisleri de doğal olarak Arap dili üzerine bina edilmiştir. Hiç şüphe yok ki bu İslam’ın ilk muhataplarının Araplar olmasından kaynaklanıyordu. Elbette böyle bir ortamda İslam’ın iki ana kaynağının başka bir dil üzerinden aktarımı abesle iştigal olurdu. Nitekim Allah (c.c.) bu konuya Kur’an’da şöyle değinmiştir: “ Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur’an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arap’a yabancı dilden (kitap) olur mu?…”( Fussilet Suresi/44 )

İslam’ın ilk yıllarında Kur’an’ın ve hadislerin anlaşılmasında hiçbir sorun yaşanmıyordu. Ancak  ilahi mesaj Arap coğrafyasını aşıp da değişik kültürlerle ( Türk ve İran medeniyetleri) karşılaşınca , İslamî esasların öğrenilmesinde pürüzler ortaya çıkmaya başladı. Bu sorunun giderilmesi için Arap diline yabancı olan bu coğrafyalarda Arapça eğitim-öğretim doğal olarak ağırlık kazanmaya başladı. Özellikle Abbasiler döneminde sonrasında ise Osmanlılar zamanında büyük mesafe kat edildi. Geleneksel Osmanlı eğitim sistemi (medrese) sayesinde Arapça eğitim-öğretiminde çok iyi noktalara gelindi. Ancak Osmanlı’nın son dönemlerinde dinin anlaşılması ve anlatılması adına büyük öneme haiz bu eğitim hadisesi gerek ehil olmayan kişilerin ellerine bırakılması, gerekse batılılaşma serüveni çerçevesinde göz ardı edilmesi sebebiyle dumura uğramıştır. O ilim yuvası medreseler bu liyakatsizlik ve disiplinsizlik sebebiyle asker kaçaklarının sığınma yeri haline gelmiştir. Bakınız Akif medreselerin bu hazin tablosundan nasıl bahsediyor:

“…

Yazık, o nesl-i kerîmin vefasız evladı,

Bırakmış öylece, hiç bakmamış müesseseye;

Neler görür neler insan girince medreseye!

Dolaşmak isteyerek daldığım olur bazı:

Adım başında asırlarca sa’yın enkazı,

…”

İşte o dönemlerden günümüze gelinceye kadar bu sorun bir türlü tam olarak aşılamamıştır; ve halen de sürmektedir.

Maalesef günümüz Türkiye’sinde dinî eğitimin en kapsamlı şekilde gerçekleştirildiği ilahiyat fakülteleri de Arapça eğitimi hususunda yetersiz kalmaktadır. Acı bir gerçektir ki bugün ilahiyat fakültesinden mezun olmuş çoğu öğrenci, önüne Arapça bir kitap koyulduğunda bir cümlesini dahi okuyamamaktadır. Bunları söylerken elbette ilahiyat fakültelerinde öğretilen Arapça’yı kötülemek niyetinde değilim. Bugün her türlü imkansızlıklara rağmen, hala Arapça’yı en iyi şekilde öğretmek adına sa’y eden hocalarımız var. Allah hepsinden razı olsun. Ancak takdir edersiniz ki, ana kaynakları Arapça üzerine inşa edilmiş olan bir dinin, belirli bir coğrafyadaki eğitim-öğretimine soyunmuş olan böyle bir kurumda Kur’an lisanının öğrenimi, olması gereken   yerde değildir. Bunun yanı sıra İslami fikriyatın ortaya koyduğu kaynak niteliğindeki yüzlerce eser de Arapça yazılmıştır. Ve halen ciddi çalışmalar kapsamında ele alınmayı beklemektedir. Yeterli düzeyde Arapça eğitimi almamış olan ve bu sebeple, niteliksiz bir Arapça’yla okullarından mezun olan ilahiyat öğrencilerinden bu kıymetli eserler üzerinde çalışmalarını ve ilim dünyasına yepyeni eserler kazandırmalarını beklemek safdillik olur.

Muhakkak ilahiyat çatısı altında bu konuda yapılması gereken çok iş var; ancak ben burada bir noktaya parmak basmak istiyorum. Bir kere birinci sınıftan tutun son sınıfa kadar haftalık ders saatleri açısından Arapça dersleri vahim bir durumdadır. Bir ilahiyat öğrencisi için ikinci üçüncü dereceden önemli olan bir takım derslerin öğretilmesi adına hayat memat meselesi olan Arapça dersleri kurban edilmektedir. Bu ilahiyat camiasının çözmesi gereken en önemli konulardan biridir. Özellikle birinci ve ikinci sınıflarda öğrencilerin Arapça’yla yoğrulması gerektiğini düşünüyorum. Üçüncü ve dördüncü sınıflarda ise öğrencilerin Arapça’dan soğumaması ve Arapça’yı unutmaması için takviye derslerin müfredata konulması gerekiyor. Halbuki hali hazırdaki sistem bu öğrencileri garip bir muameleye tabi tutmaktadır. Üçüncü sınıfta yavaş yavaş silinmeye başlayan Arapça bilgisi, dördüncü sınıfta unutulmaya yüz tutmuş değersiz bir bilgi haline geliyor. Vicdanınıza sesleniyorum: bu sığ Arapça’yla öğrenci nasıl tefsir yapsın, nasıl hadis açıklasın, nasıl Kuran’dan hadisten fıkhî hüküm çıkarsın? Bunlar elbette cevaplanması çok zor sorular. Umarım kanayan bu yaraya en kısa zamanda çare bulunur.

Arapça hem dilbilgisi açısından hem de belagat açısından bin bir türlü inceliği olan bir dil. Böyle girift bir dil üzere bina edilmiş olan Kuran-ı Kerim’i, sağlam bir dilbilgisi olmayan kişinin ellerine bırakmak, şehrin en işlek caddesinde âmâ bir trafik polisini görevlendirmek demektir. Her işte olduğu gibi, bu işi de ehil olan insanların eline vermek lazım. Bu doğrultuda ehil insan yetiştirmek de Arapça’yla başlar.

Arapça’ya son derece önem veren bu yaklaşıma abartı gözüyle bakanlar olabilir. Ancak bu doğru bir tavır değildir. Çünkü Arap lisanı Müslümanlar için kutsaldır. Kuran’ın Arapça olarak indirilmesi ona bu kutsiyeti atfetmeye yeterli bir sebeptir.

Kuran’ı en iyi şekilde anlamayı ve en iyi şekilde anlatmayı amaç edinmiş insanlar olarak Arapça’yı gerektiği gibi öğrenmek zorundayız. Zira Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c.) şöyle buyurmuyor mu:

“Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kuran olarak indirdik.”( Yusuf Suresi/ 2)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: