h1

SIRLI DİZİLER

Şubat 17, 2007

Yazar: Yasin BAYBARA

Yaşı ellinin üzerinde ve ölüm döşeğinde hasta olan Hasan Baba, eşi ve kızıyla birlikte askerdeki oğlu Ahmet’i bekliyordu. Ölmeden önce son arzusu onu bir kez olsun görmekti. Fakat Ahmet’ten haber alınamıyordu. Zira o, şu an PKK’ya karşı düzenlenen bir operasyonda görevliydi. Bundan dolayı annesi tarafından karargaha gelen ısrarlı telefonlardan haberi dahi olmuyordu.

            Evdeki sabırsızlık içindeki ümitsizlik ve sessizliği delen kapı sesi, bir anda kalp atışlarının hızını arttırdı. Nitekim bunda haklıydılar. Parmağını oynatamayan Baba, nerdeyse yerinden kalkacaktı. Çünkü Ahmet gelmişti. Fakat o da ne? Ahmet’in şakağında bir yara izi. Ne oldu diye sorduklarında,: Bir şey yok, sadece ufak bir yara cevabını alıyorlardı.derken baba-oğul uzun uzun sohbet edip hasret giderdiler.

            Sabah olduğunda kız ve annesi uyanıp odaya girdiklerinde, hem Ahmet yok hem de hasan baba ölmüştü. Ama yüzünde tatlı bir tebessüm vardı sanki. Şaşkınlıklarını bir telefon sesi kesti. Telefonu açan kız, biraz sonra ahizeyi elinden düşürdü. İyice şokta olan anne, ne oldu diye sorunca: Abim, iki gün önce operasyonda, şakağından vurularak öldürülmüş.

 

            Evet; insanı, duyduğunda çok farklı bir atmosfere sürükleyen, kalbinde hissettiği boğumun gittikçe yukarı çıkarak en sonunda gözünden yaş olarak boşaldığı “sırlı” bir hikaye.

            Bu gibi olaylar olur, olmaz tartışmasına girmek yerine, bu programların yayınlanış amaçlarının sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

            STV’de sır kapısı olarak başlayan bu serüven; Kanal 7’de Kalp Gözü, Showtv’de Gizli Dünyalar, TGRT’de 6. His, ve Star tv’de Sırlara Yolculuk diye devam etti. Ve şimdi belki daha benim bilmediğim diğerleri…

            Özellikle Samanyolu tv’nin bu programı yayınlamasıyla yaşanan reyting  patlamasının ardından diğer kanalların da aynı kumaştan programları yayınlamaları ve hatta aynı konuların dahi işlenir olması, bu  programların yayınlanış amacının reyting olduğunu çok net ortaya koyuyor sanırım.

            Aslında yıllar önce yine STV’de Hıristiyanların hazırladığı, dini, halkın duygularını kullanarak propaganda etmek sûretiyle yayınlanan bir program vardı. Tutmuş olacak ki, şimdi bizimkiler yapıyor. Son 1-2 senedir halkın gündemine iyice oturan “Sırlı Diziler” insanların duygularını bir eğitimci gibi değil de, bir tacir gibi kullanılmasının TV’ye yansıması gibi duruyor. Eğer bu iş, araştırmacıların, sosyologların, psikologların ve din-bilim adamlarının gözetiminde yapılmazsa, değil dinin güzelliklerini anlatıp onu yaymak, bilakis insanları mucize beklentisi içine sokabilir. Bu ise toplumu dinsizliğe sürüklemek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmek olur. Öte yandan bu sırlı diziler, müslüman birinde olması gereken tevekkül anlayışına zarar vermektedir. Deveyi sağlam kazığa bağlama düstûrundan uzaklaştırarak, saldım çayıra mevlam kayıra anlayışını yerleştirmektedir. Öyle ya ne zaman, nerde bir sıkıntı olsa ilahi yardım hemen gelir. Senin bir şey yapmana gerek kalmaz. Halbuki insan tüm fiillerinden sorumludur. Allah (c.c.) cüz’i iradeyi boşuna yaratmamıştır. Rüzgarın önünde bir o yana, bir bu yana savrulan yaprak konumunda değiliz. İnsan yaptığı her işte elinden geleni yaptıktan sonra Allah’a dayanmalı ve ardından O’na bırakmalıdır. Bakınız Mehmet Akif Ersoy, bu sakat tevekkül anlayışına nasıl işaret ediyor:

 

 “Kadermiş” öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:

Belanı istedin, Allah da verdi… doğrusu bu.

“Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,

Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun!

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!

Bırak çalışmayı emret oturduğun yerden,

Yorulma, öyle ya, Mevla ecir-i hâsin iken!

Yazıb sabahleyin evden çıkarken işlerini,

Birer birer oku tekmîl ederken defterini;

Bütün o işleri Rabbim görür: vazifesidir…

Yükün hafifledi… sen şimdi doğru kahveye gir!

Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak…

Hüda vekil-i umurun değil mi? keyfine bak!

Onun hazine-i in’amı kendi veznendir!

Havale et ne kadar masrafın olursa, verir!

Silahı kullanan Allah, hududu bekleyen o;

Levazımın bitivermiş, değil mi ekleyen o!

Çekib kumandası altında ordu ordu melek;

Senin hesâbına küffârı hâkisar edecek!

Başın sıkıldı mı kâfi senin o nazlı sesin:

“Yetiş” de,  kendisi gelsin, ya hızrı göndersin!

Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;

Şifâ hazinesi derhal oluk oluk akacak.

Demek ki: her şeyin Allah… yanaşman, irgadın o;

Çoluk çocuk ona aid: lalan, bacın, dadın o;

Alış seninse de, mes’ul olan verişden o;

Denizde cenk olacakmış… gemin o; kaptanın o;

Ya ordu lazım imiş… askerin, kumandanın o;

Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı o;

Tabîb-i aile, eczacı… hepsi hasılı o.

Ya sen nesin? mütevekkil! yutulmaz artık bu!

Biraz da saygı gerekdir.. Ne saygısızlık bu?

Hudâyı kendine kul yapdı, kendi oldu huda;

Utanmadan da tevekkül diyor bu cur’ete.. ha? 

           

Velhasıl- kelam Allah katında hiçbir şey imkansız değildir. Kûn fe yekûn düstûru ile dilediğini dilediği gibi yapar, fakat biz, bütün bu durum ve şartlar altında bu programdaki olayların gerçekliğine nasıl güvenelim?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: