h1

21. Yüzyılda İlahiyat

Nisan 28, 2007

Yazar: Doç.Dr. M. Emin ÖZAFŞAR

Kimi din sosyologlarının çağımızda bir söz ettiği bilinmektedir Elbetteki bu tespit öncelikle Hristiyan Batı toplumları için yapılmaktadır. Sözkonusu bunalımı aşmak için  bazı teologlar “seküler teoloji” ve “seküler hristiyanlık” mefhumlarını geliştirmişler ve “tarih olarak ilahiyat” sorunsalını öncelemişlerdir  ( Peter L. Berger).

Batı kültürü kendi tarihsel ve kültürel dinamikleri çerçevesinde dinle ilişkisini yeniden organize etmiş ve bu ilişkiyi stabil bir yapıya kavuşturmuştur. Bunda batı dünyasının tarihsel tecrübesi, Hıristiyanlığın kendine özgü yapısı ve modernitenin kitleselleşen baskın egemenliği belirleyici olmuştur. İslam dünyasında ise, modern zamanlar kronik siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunların yaşandığı bir süreç olduğundan,  yaşamın her alanında görülen destabilizasyon müslüman toplumlar için halen çok ciddi varoluşsal kaygıları zinde tutmaktadır. Bu şartlar içerisinde Türk toplumu, son ikiyüzyılda batı modernitesini benimsemeyi ve ona ulaşmayı tarihsel bir determinizm olarak kabule sürüklenmiştir. Modern paradigma içerisinde kalınarak yaşamın her alanında “ittihad” ve “terakki” kavramları  ide olarak benimsenmiştir. Cumhuriyet devrimleri, bu ideyi gerçekleştirmek için yapılmıştır.  

Cumhuriyetle birlikte Türk toplumu din değiştirmediği, yahut dine yer tanımayan bir hayat görüşünü benimsemediği için toplumsal gereksinimler ve uluslararası gelişmeler, devletin öğretimin her düzeyinde  din öğretimini planlama, örgütleme ve denetlemesini gerektirmiştir. Yaklaşık yarım asrı geride bırakan yüksek din öğretimine ruhunu veren zihniyet, bu öğretimden güdülen amaç ve bu öğretimin kalitesi ilahiyatçılar tarfından kendi aralarında  hala tartışılmaktadır.

Bir görüşe göre  bu öğretim kurumlarının ardındaki kurucu iradenin “zihinsel tereddüdü” kurumların yapı, işleyiş ve ürününe yansımıştır. Bu tereddüt, en başta  din öğretiminin amaçlarında bir belirsizliği beraberinde getirmiştir. Buna bağlı olarak proğramlarda eklektik bir yapı, ders müfredatlarında yap-boz anlayışı, öğrenim süresinde sürekli değişim söz konusu olmuştur. Böyle olunca da bu kurumlar, ihtiyaçlara göre rasyonel düzenlemelerle nitelikli uzman yetiştiren yerler haline getirilememiştir. 

Üniversitenin yaygınlaştırımasıyla birlikte ilahiyat fakültelerinin sayısındaki artış, öğretim kalitesinde ve nitelikli mezun profilinde de bir artışı meydana getirememiştir. Kuruldukları ilk günden itibaren yüksek din öğretimi veren kurumlara alternatif olarak  geliştirilen “sivil din öğretim” girişimleri, en başta bu kurumlara karşı duyulan güvensizliğin bir ifadesidir. Alternatif din öğretimi girişimlerinin bir amacı da bu okullardan mezun olanların yetersiz görülmeleri ve paralel öğretim vererek öğrencilerin alan  bilgilerinin takviye edilmesidir. Nitekim, din hizmetleri veren DİB da, fakülte öğretimini yeterli görmeyerek zaman içerisinde alan dili (Arapça) ve birikiminin takviye edildiği kısa ve uzun süreli ihtisas kursları düzenlemiştir. Zaman zaman Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendi ihtiyaçlarına göre organize edilmiş akademik standartları haiz  bir personel eğitim-öğretim müessesesi ihtiyacı içerisinde olduğunun dillendirilmesi de   öğretim kalitesi ile ilişkilidir.

İlahiyat fakültelerinin din teknisyeni yetiştiren yüksek okul veya öğretmen okulu gibi görülüp algılanması, bu fakültelerin evrensel düzeyde yüksek din/teoloji araştırmaları yapan kurumlar olmalarının önündeki en ciddi engeldir. Türk toplumunun, küresel ölçekteki ilişkileri, prestiji ve temsili açısından bugün  Kıta Avrupası, İngiltere ve Amerika’daki akademilerin yahut enstitülerin işlevine denk düşecek  dini bilgi eksenli bilimsel üretim yapan müesseselere her zamankinden daha fazla gereksinimi vardır.

Din eğitim ve öğretimi meselesi, XX. Yüzyılın kendine özgü şartları ve duyarlılıkları zaviyesinden görülmemeli, XXI. Yüzyılın ufku, imkan ve zorunlulukları açısından ele alınıp değerlendirilmelidir. 

Bizim için   bu çerçevede   “ilahiyat bunalımı” değilse bile bir  “ilahiyat sorunu”ndan söz edilebilir. Zihniyet, kurum ve proğramlar düzeyindeki sorunlar İlahiyat fakültelerinde öğrenim görenlerin gayretleriyle bir ölçüye kadar aşılabilir.

Öncelikle İlahiyat konularının sıradan bir mesleki formasyon olarak görülmeyip, önemsenmesi, ve ciddiye alınması gerekir. Bunun yanında alanın sevilmesi ve İslam ilahiyatı konularında bilgilenmeye coşkuyla, heyecanla yönelinmesi gerekir. Tabii ki, kuru heyecan yeterli olmadığıdan  bu saha için kaçınılmaz olan alt yapının özveriyle hazırlanması gerekir. Başta temel İslam bilimleri olmak üzere, İslam, tarihi, İslam felsefesi, İslam sanatları  ve benzeri bilim dallarının  temel kaynaklarının dili olan Arapça’nın belli bir düzeyde öğrenilmesi zorunludur. Arapçasız bir ilahiyat düşünmek mümkün değildir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: