h1

ASLİ VAZİFE

Nisan 28, 2007

Yazar: Prof. Dr. M. Es’ad COŞAN

İslâm, dünya ve ahiret mutluluğunun yolunu göstermek üzere Allah tarafından gönderilen gerçek ve ebedî dindir. O, ferdin iç huzuruna ermesi için olduğu kadar; cemiyetin ahenk içinde yaşaması, içtimaî bünyenin sıhhatle çalışması için de gerek­li bütün tavsiye ve prensipleri ihtiva etmektedir. İslâm, insan hayatının her yönü ve insan faaliyetlerinin her çeşidi ile çok yakından ilgilenir. İslâm, fertte, ailede, iş ha­yatında, cemiyet faaliyetlerinde ve beynelmilel sahada prensipler koyan, her hak sa­hibine hakkını en adil ölçüler içinde veren, haksızlıkları en köklü tedbirlerle önleyen tek nizamdır. Onun için eskimemekte, her asırda dipdiri ve pırıl pırıl ayakta dur­maktadır. Onda diğer dinlerin hurafeleri ve mânâsı kaybolmuş kuru merasimleri gi­bi boş şeyler bulunmaz. Tarih boyunca onu gerçekten anlamış ve samimiyetle tat­bik etmiş cemiyetler emsalsiz başarılar sağlamış, ferdî ve içtimaî mutluluğu tat­mış ve yaşamıştır. Onun gerçekliğinden ve eşsiz meziyetlerinden gafil olanlar ise mutluluğu başka sistemlerde aramış, başını taştan taşa vura vura akan sel suları gibi çırpınmış durmuş, fakat asla huzura kavuşamamıştır. İnsanlığın dertlerine çö­züm olsun diye ortaya konulan her beşerî sistem, beraberinde binbir yeni dert ve problem getirmiştir. Çünkü onlar insanı madde ve mânâsıyla bir bütün olarak ta­nımamakta ve kavrayamamaktadırlar. Bu kısır görüşlü sistemler yüzünden dünya­mız büyük felaketlere uğramış olup halen de ciddî tehlikelerle karşı karşıya bulun­maktadır.

15. hicrî asrın eşiğinde Şarkta, Garpta nice acı yanılma ve tecrübelerden son­ra şu gerçek anlaşılmağa ve görülmeğe başlamıştır ki; hasta insanlığın dertlerinin devası İslâm’dadır; kurtuluş ve mutluluk sadece İslâm’la mümkün olacaktır. Geçen asrın inkarcı ilmî ve felsefî cereyanlarının sahte yaldızları artık dökülmüş, bunlara kapılarak İslâm’a sırt çevirenler hatalarını anlamağa, bir ara yabancı ideolojilere bağlanan nesiller de mahcup ve tevbekâr, yuvaya dönmeğe başlamışlardır. Bunun müşahhas delili şudur ki; günümüzde, dünyanın her ülkesinde başka din ve milliyet­lere mensup araştırıcılar ve ilim adamları, içinden niceleri, hiç bir baskı olmadan müslüman olmakta, İslâm’ın üstünlüğünü belirten eserler yazmaktadırlar.

Hal böyle olunca bize düşen en mühim vazife çağımızın bu sevindirici gelişmesi­ne yardımcı olmak, İslâm’ı önce en doğru şekilde öğrenmek ve anlamak, sonra da çevremize ve hattâ bütün insanlığa tebliğ etmek ve anlatmak için olanca varlığı­mızı, gayretimizi ve müktesebatımızı sarf etmektir.

Bu vazife şüphesiz, herkesten önce —kendi sahaları olmak münasebetiyle— İla­hiyat tahsili yapmış olan kimselere terettüp etmektedir.

Hz. Peygamber AS’ın müjdelediğine göre kişinin, bir şahsı doğru yola getir­mesi ve hidayete ermesine vesile olması, üzerine güneşin doğduğu her şeyden —yani bütün dünya zenginliklerinden— daha hayırlıdır. Fussilet Sûresi’nde de şöyle buyruluyor: “Ben de gerçek müslümanlardanım.’ diyerek iyilikler yapan ve insanları Allah’a davet eden bir kimseden sözce daha güzel kim olabilir!..’ (Kur’ân-ı Kerim, XLI/33).

O halde böyle hareket, faaliyetlerin en şereflisi ve en kârlısıdır. Bu asil hizmet­te kusur etmek ve gevşek davranmak ise insanı büyük pişmanlıklara uğratacaktır.

Görmesin imdat yâ Rab, rahmetinden tâ ebed

Sarf-ı makdur etmeyen hemcinsinin imdadına.

AÜİF Yıllığı 1978-1979, s.17.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: