h1

İBN ARABÎ – Kibrit-i Ahmer’in Peşinde – (2)

Nisan 28, 2007

Yazar : Bilâl DEĞİRMENCİ

* Bana halka öğretmem ve nasihat etmem buyuruldu. Kendime rağmen buna memur edildim.[1]

* 627 senesinin Muharrem ayının aşr-i âhirinde Şam’da Hz. Peygamber’i hak bir mübâşirede gördüm. Elinde bir kitap tutmaktaydı. Bana şöyle buyurdu: “ Bu Fusûsü’l-Hikem kitabıdır. Bunu al ve insanlara aktar ki ondan istifade etsinler. ” Şöyle cevap verdim: “ İşittim ve itaat ettim. Biz allah’a, Resûl’üne ve bizden olan ulü’l-emre itaatle[2] emrolunduk. ” Böylece bu dileği gerçekleştirmeye giriştim. Bu kitabı Resûlullah’ın (a.s.) bana gösterdiği şekliyle, noksan ya da fazla olmaksızın halka açıklamak üzere niyetimi halis kıldım ve kasd ve himmetimi tecrid ettim. […] Sadece bana verileni aktardım, sadece bana ilham olunanı söyledim. Ben nebî de, resûl de değilim, ama sadece Resûlullah’a vâris ve ahirete hârisim. ” [3]

* Sohbetlerimizde ve yazılarımızda söylediğimiz her şey Kur’ân ve hazinelerinden gelmektedir.[4]

Yazımızın ilk bölümünde, kitabı konusu, muhtevası, metodu ve kaynakları gibi yönlerden değerlendirmiştik. Bu ikinci kısımda, eser hakkındaki değerlendirmelerimizi tamamlayıp, İbn Arabî ve vahdet-i vücûd nazariyesiyle ilgili kitapta verilen bazı bilgileri ele alarak yazımızı tamamlaya çalışacağız.

Addas’ın çalışmasının zikre değer yanlarından biri de kitabın sonuna eklediği kronolojik cetveldir. Addas bu cetvelde İbn Arabî’nin doğumundan başlayarak vefâtına kadar süren dönemi yıl yıl ele alır. İbn Arabî’nin o dönemde nere(ler)de bulunduğunu; hayatı, seyr u sülûküyle ilgili önemli hadiseleri, telif ettiği ve okuttuğu eserleri ile talebelerini; bu dönemde tarihte vuku bulan önemli olayları kaynaklarıyla birlikte – ki bu kaynaklar çoğunlukla İbn Arabî’nin kendi eserleridir – verir. Böylece kitabın içinde dağınık olarak bulunan tarihi – kronolojik malumat düzenli bir şekilde okuyucuya sunulur. Addas titizlikle hazırladığı bu cetvelle, daha önce bir çok eserde defalarca tekrarlanan fahiş kronolojik – biyografik hataların tashîhi için önemli bir katkıda bulunmuştur. Zira kendisinin de eserin girişinde belirttiği gibi[5], Osman Yahya’nın hazırladığı ve  bu konuda en çok kabul görmüş olan “ Genel Fihrist ” dahi hatalardan hâlî değildir.[6]

Eserin Atila Ataman tarafından yapılan tercümesinde kullanılan dil oldukça açık ve anlaşılırdır. Fransızca yazılmış olan orijinal metinle kıyas imkanımız olmasa da tercümenin hem Türkçe dil kuralları bakımından hem  de anlatım bakımından başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Addas, İbn Arabî irfânına has kavramları Fransızca’ya aktarırken, bunların Fransızca karşılıkları, anlamları yanında kelimenin, ıstılahın orijinal halini de parantez içinde belirtmiş ve ıstılahların korunması konusunda ciddi bir ilmî sorumluluk sergilemiştir. Zira bu ıstılahların ayırt edilmeleri Ekberî irfânın anlaşılabilmesi için en önemli şartlardan biridir. İbn Arabî’nin nazariyesini temellendirdiği, üzerine bina ettiği kavramların iyi bilinmemesi durumunda bu nazariyenin de anlaşılamayacağı hakikati izahtan vârestedir. Mütercim de tercümede aynı hassasiyeti göstererek son dönemde sıkça yapılan bir yanlışa düşmekten kurtulmuştur. Özellikle batı dillerinden yapılan tercümelerde, İslam kültürüne ait, bizim hiçte yabancısı olmadığımız, kavramlar, batı dillerine tercüme edilirken kullanılan metotla, yani anlam karşılığı bulunmaya çalışılarak tercüme edilmektedir. Bu durumda, esmâ-i ilâhiyye’den olan, “ el-Evvel ” ve “ el-Âhir” kelimeleri “ Başlangıç olan ” ve “ Son olan ” [7], “ İlmü’l-Kelâm ” ise “ Konuşma Bilimi ” şeklinde Türkçe’ye tercüme(!) edilebilmektedir.[8] Kitabımızın mütercimi, ıstılahların anlamları yanında orijinal hallerini de parantez içinde vererek sorumluluğunu yerine getirmiştir.

Tercümenin imlâsını ele aldığımızda ise mütercim için aynı müsbet ifadeleri kullanamayacağız. Kitabın Fransızca orijinal baskısında da buna özen gösterildiği halde, özellikle Arapça kaynaklı kelimelerin transkripsiyonuna dikkat edilmemiştir. Sadece uzun hecelilerin belirtilmemesi bile ciddi bir sorundur. Özellikle Arapça’ya âşinâlığı olmayan okuyucu, kelimelerin telaffuzlarında oldukça zorlanacağı gibi, Arapça’da uzun ve kısa heceler anlam farklılıklarına sebep olduğundan okuyucu Arapça bilse bile, ıstılahlahların, yer ve kişi isimlerinin vs. anlaşılması zor olabilmektedir. Bu alanda T.DV. İslam Ansiklopedisi imlâsı oldukça genel bir kabul görmüşken, mütercimin buna uyması veya en azından, okuyucu için daha anlaşılır olabilecek ve aynı zamanda metnin aslına sadık kalacak bir imlâ kullanması beklenirdi.

Kitap ve elimizdeki tercümesiyle ilgili değinilebilecek temel hususları zikrettikten sonra, İbn Arabî ve irfânıyla ilgili yaygın yanlış bilgiler ve kanaatler hakkında eserde verilen bazı bilgileri aktarmaya çalışacağız:

 İbn Arabî’nin hal tercemesini veren eski-yeni birçok kaynakta, onun fıkıhta Zâhirî mezhebine bağlı olduğu bildirilir.[9] Zâhirî mezhebinin İbn Arabî’nin fıkhî düşüncesi üzerindeki etkisi inkar edilemez olsa da[10] bizzat kendi ifadesi ile o herhangi bir mezhep imamına tâbii değildir:

 “ Beni İbn Hazm’ın talebesi saydılar, ama ben ‘ İbn Hazm şöyle dedi ’ diyenlerden değilim

   Hayır, ne onun ne de bir başkasının tâbiilerindenim.[11]

Genel olarak mutasavvıflar için çokça dillendirilen “ şeriatın zâhirine muhalefet, geniş mezheplilik, her türlü yoruma açık bir bâtınîlik ” gibi suçlamalar İbn Arabî için de sıkça yapılmıştır. Şeyh-i Ekber’in şeriat noktasındaki bakış açısı, meşru çerçevede mümkün olan bütün yorum imkanlarını geçerli sayarak bir arada değerlendirmekte ve her bir müslümanın üzerindeki zorunlu teklîfi asgarî indirmektedir. Fakat kendisi ve müridleri söz konusu olduğunda en kolay ve rahat olanı seçmemekte, azimeti esas almaktadır:

“ Allah’a karşı ahdine sadık olanlar ve mîsâkı bozmayanlar arasında olmayı ümit ediyorum.[…] İnsanlara bu esas üzerine rehberlik ediyor, müritlerimi bu esas üzerine yetiştiriyorum. Allah’la ahdi olan ve bize talebelik eden hiç kimsenin bu ahdi çiğnemesine müsaade etmiyorum. Meşru bir ruhsat mevcut olsa bile, azimetin bırakılmasına cevaz vermiyorum. ”[12]

İnsanlara yol göstermek ve nasihat emekle görevlendirildiğini bildiren İbn Arabî, ilahî rububiyeti seslendirmek üzere kendi ubudiyetini perde altında bırakmak zorunda kalan[13] bir çok Allah dostu gibi, insanların nefretine ve iftiralarına maruz kalmıştır. İbn Arabî pek çok defa bu vazifeden el çekerek kendini bütünüyle ibadete vermeyi ve halkın gözlerinden uzak kalmayı temenni etmiştir:

“ Bana halka öğretmem ve nasihat etmem buyuruldu. Kendime rağmen buna memur edildim. ”[14]

“ Rabb’im! Daima halktan gizlediğin şeyh ve rehber İbn Ca’dun gibi

   Bu kulunu da kıyamete kadar gizleyerek lutfetmeni niyâz ettim.

   Rabb’im, senden gizlilik korunağını niyâz ettim. ”[15]

Eserden bunlar gibi pek çok örnek bulmak mümkün fakat bu örnekler başlı başına bir yazı konusu olabileceğinden biz bu üç örneği vermekle yetiniyoruz. İbn Arabî ve Ekberî irfan hakkında henüz bir çok konunun doğru bir şekilde anlaşılamadığını göstermeye bu örnekler yeterli olacaktır.

Yazımızın ilk kısmında da belirttiğimiz gibi, Claud Addas Hanım’ın bu eseri, Şeyh-i Ekber İbn Arabî’nin hayatı üzerine yapılmış en önemli çalışmalardan biri. Eserin Türkçe tercüme ve baskısı da okunmaya değer. İbn Arabî ve vahdet-i vücûd nazariyesi hakkında okuma yapacaklar için vaz geçilmez bir eser olarak kabul edersek mübalağa etmiş olmayız herhalde.[16] Temennimiz, İslam kültürü, ilmî ve irfânî geleneği üzerine bu tür nitelikle eserlerin sayılarının artması ve tekrar İslam kültür, ilim ve irfânının tekrar insanlığı aydınlattığı günlere kavuşulmasına yardımcı olmasıdır.

Bu eseri hazırlayarak, İslam irfanî geleneğinin, özellikle nazarî irfanımızın en mühim şahsiyetlerinden biri olan İbn Arabî’nin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olan Claud Addas Hanım’a, kitabı dilimize kazandırıp yayınlayan, Atila Ataman Bey’e ve Gelenek yayınları’na teşekkür ediyor ve okuyucunun İbn Arabî’nin ruhu için bir Fâtiha’yı esirgememesini dileyerek yazımıza son veriyoruz.


* Yazımızın, derginin ilk sayısında yayınlanan birinci bölümünde, baskı öncesindeki teknik bir hatadan dolayı dipnotlardaki bir çok karakter çıkmamıştır. Elimizde olmayan bu hatadan dolayı okuyucudan özür diliyoruz. Bu ilk bölümün tashih edilmiş şekli derginin internet üzerindeki yayınından okunabilir.

[1]  İbn Arabî. Addas, Claud, İbn Arabî – Kibrît-i Ahmer’in Peşinde, s. 161. [Ruh, s. 31]

[2] 4 Nisa 29’a atıf yapılmıştır.

[3]  İbn Arabî. Addas, a.g.e., s. 282. [Fusûs’un girişinden]

[4] İbn Arabî. Chodkiewicz, Michel, Sahilsiz Bir Umman – Muhyiddîn İbn Arabî, s.42.[ Futuhât, c. 3, s.334 ]

[5] Addas, a.g.e., s. 23.

[6] Bu fihrist özellikle Mahmut Kanık tarafından İbn Arabî’nin eserlerinin Türkçe’ye yapılan tercümelerinde de kullanılmıştır.  Bkz. İbn Arabî, İlâhî Aşk, Çev. Mahmut Kanık, İnsan Yay., İst., 2002, s. 15 vd.

[7]  Burada konumuzla ilgili olması bakımından böyle bir örnek verdik. Küçük bir araştırmayla, kendi kültürlerine tamamen yabancılaşmış “ çevirmenlerin ” Müslüman halkın günlük hayatının birer parçası olan “ abdest ” , “ namaz ” vs gibi kavramları bile nasıl “ Türkçeleştirdikleri ” (!) görülebilir.

[8]  Bu konuda bir örnek bir tercüme için bkz. Izutsu, Toshihiko, İbn Arabî’nin Fusûs’undaki Anahtar-Kavramlar, Çev. Ahmet Yüksel Özemre, Kaknüs Yay., İst., 1998. Bu tercümenin bir eleştirisi ve verilen cevaplar için bkz. Cündioğlu, Dücane, Felsefenin Türkçesi  – Cumhuriyet, Felsefe, Eleştiri – , Gelenek Yay., İst., 2004, s.180 vd.

[9]  Bu konuda yakın tarihli bir örnek için bkz. Güler, Dilaver, “fusûsu’l-hikem”, Tasavvuf Dergisi, yıl 5, sayı 13, yıl 2004, s. 396.

[10]  İbn Arabî, Zâhirîliğin büyük fakihi İbn Hazm’a duyduğu muhabbeti de gizlemez, onun Kitâbu’l-Muhallâ’sının

-tamamlanmamış- bir muhtasarını hazırlamış olması şüphesiz tesadüf değildir.

[11] İbn Arabî. Chodkiewicz, a.g.e., s.78-79, [Dîvan, s. 47] Ayrıca bkz. Addas, a.g.e., s. 62 vd.

[12] İbn Arabî. Addas, a.g.e., s. 63. [Fütuhât, c.1, s.723]

[13]  Addas, a.g.e., s.161.

[14]  İbn Arabî. Chodkiewicz, a.g.e., s. 161. [Rûh, s. 31]

[15]  İbn Arabî. Addas, a.g.e., s. 161-162. [Dîvan, s.333]

[16]  Bu ifade şüphesiz öncelikle başlangıç seviyesindeki okurlar için geçerlidir. İbn Arabî ve vahdet-i vücûd nazariyesi hakkında derinlikli bir bilgiye sahip olmak isteyenler merhum Ahmed Avni konuk Bey’in, 4 ciltlik  Fusûs Tercüme ve Şerhi’ne dalablirler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: