h1

NE MUTLU İLÂHİYATÇI OLABİLENE!

Nisan 28, 2007

Yazar: Prof. Dr. Mehmet BAYRAKDAR

İlâhiyatçı kısaca, Allah hakkında ve O’na ait yani ilâhî olan şeyler hakkında bilgi sahibi, Allah’ı araştıran kimse demektir. Felsefî bir ifadeyle ilâhiyatçı, metafizikçi demektir.

Her ilâhiyatçı, Allah’a inanan ve O’na teslim olan kimse olmakla birlikte, her inanan ilâhiyatçı demek değildir. İnananlardan ilâhiyatçı olmanın zorunluluğu ve gerekçesi Kur’an’daki, sözgelimi, Âl-i İmrân sûresinin 7. ayeti ile Hacc sûresinin 3. ve 7. ayetlerinin anlamlarında ortaya konmuştur: Kur’an’ın, doğanın ve  insanın kendinde taşıdığı muhkem ve müteşabih ayetlerin gerçek bilgisine sahip olma, Allah hakkında ilim ile konuşma.

Allah, Hakk’tır (bkz. Hacc: 6). Hak, bilgide hakikat, mantıkta doğruluk, hükümde hukukî olan ve adalet, estetikte güzel, fiil ve davranışlarda hayır ve iyilik demek olduğundan dolayı, Hakk’ın bilgisine sahip olan ilâhiyatçı, sözünde ve fiilinde gerçekçi, doğru, güzel, âdil ve iyi olan kimse demektir.

O halde, her yönüyle hakikat, doğruluk, güzellik ve iyilikle tanımlanan bu ülküsel anlamdaki ilâhiyatçıdan daha değerli kim olabilir? İşte siz İlâhiyat öğrencisi olarak böyle bir ilâhiyatçı olmaya adaysınız. Her şey, doğrudan veya dolaylı olarak ilâhî olan ile ilişkili olduğundan, ilâhiyatçı olmak başta ilâhiyat ilimleri olmak üzere çeşitli ilim dallarında bilgili olmayı gerektirir. Sözgelimi bir siyaset öğrencisi bir saat ders çalışıyor veya bir kitap okuyorsa, sizlerin iki-üç saat çalışmanız veya iki-üç kitap okumanızı gerekir.

Geçmişte de zaman zaman rastlandığı gibi günümüzde değerler ve değer yargıları farklı olabiliyor; yani daha açık bir ifadeyle değersizler değer olarak telâkki edilebiliyor. Para ve paralı değerli gibi görünebiliyor veya çağa göre seküler söylem ve bu söylemi yapanlar değerli görülebiliyor. Fakat unutmayın ki altın yere düşmeyle pul olmaz; yeter ki sizin fikriniz ve zikriniz olsun. Hâlâ ve her zaman iyi yetişmiş ilâhiyatçılar, bol parası olmasa da en değerli ve itibarlı kimselerdir.

Geçmişten bugüne insanlık tarihinin en değerli isimleri, unutulmayan ve evrensel insanları peygamberlerden sonra ilâhiyatçı düşünürler veya gerçek filozoflardır. Sokrat, Eflâtun, Aristo, sözgelimi bütün bunlar filozofturlar; devirlerinin ilâhiyatçılarıdırlar. Her kültürde, keyfiyeti ve nitelikleri o kültürdeki dinlere ve düşüncelere göre farklılık arz etse de, ilâhiyatçılar vardır; bunlara eski Yunan’da filozof denmiştir. Çünkü bunlar, filozof isminin de işaret ettiği gibi “Hikmet” arayan kimselerdir. Bunun için mesela Aristo’ya göre en ülküsel ve en yüce ilim Theologia, yani Tanrı İlmi’dir. Aristo’nun bugün “Metafizik” adıyla bilinen eserinin esas ismi, Theologia veya İlk Felsefe’dir. Bu Yunan düşünürleri M.Ö. 4. ve 3. yüzyıllarda yaşamalarına rağmen hâlâ insanlık tarihinde yerlerini korumaktadırlar; onların devrinde yaşamış bir zenginin veya kralın ismini kim biliyor?

İnsanlar isteseler de istemeseler de, insanlık tarihi hep ve her zaman ilâhî olanla ilgilenenlerin isimlerini ve eserlerini ölümsüz kılmıştır. Hıristiyan dünyada ilâhiyatçılar, papalar ve papazlardır, bunların ilimle uğraşanları teologlardır. II. Jean Paul’ün geçtiğimiz günlerde ölümünü hatırlayın; bütün hıristiyan âleminin ona karşı ifade ettiği saygı ve sevgi, batılı hangi siyasîye gösterilmiştir? Siyasîler halka para dağıtsalar dahi kendilerine, o papaya yapılan saygı ve hürmeti satın alabilirler mi acaba?

Özellikle İslâm ilâhiyatçıları, sizler, Peygamberin asıl mirasçılarısınız. Hz.Peygamber’in o günün mal, mülk ve siyasî zenginlerine ve otoritelerine verdiği cevaplarını hatırlayınız: “Sağ elime güneşi, sol elime ayı koysanız da davamdan vazgeçmem.”

Bugün İslâm dünyasının en muhtaç olduğu kimseler, inanınız iyi yetişmiş ilâhiyatçılardır. Sizler gençsiniz belki etrafınıza bakarak gelip geçici değerlere ve yargılara aldanabilirsiniz de kendi değerinizin farkında olmayabilirsiniz. Niye bir doktor olmuyorum diyebilirsiniz. Elbette her meslek faydalı ve gereklidir. Ancak bir doktor, ona gelen hastalara verebilirse şifâ verebilir. Ama sizler kendinizi iyi yetiştirdiğiniz zaman bütün toplumlara şifâ vereceksiniz. Aklı selim kimselerin sizlere takdir ettiği kıymet budur.

Bakınız bir misâl vereceğim. İki sene önce, bir yazımdan dolayı beni ziyarete gelen Atatürk’ün akrabası, 85 yaşındaki elektrik yüksek mühendisi Halil Aruç Beyefendi bana aynen şunu söyledi: “Ülkemiz günden güne her yönüyle kötüye gidiyor, Atatürk böyle bir ülke istemiyordu. Ben sivil ve askerî birçok kimseyle görüştüm. Fakat Türkiye’yi bu durumdan kurtararak siz ilâhiyatçılarsınız. Ne olur bir şeyler yapınız.”

Bu söz çok doğru. Ancak bugün maalesef ilâhiyatçılar, toplumun arkasında yürüyorlar.  Toplumun önüne geçtikleri zaman ancak kurtuluş başlar. Toplumun önüne geçebilmenin şartı ise, unutmayalım ki ilâhiyatçıların bilgi, ahlâk ve sevgide toplum fertlerinden önde olmalarıdır. İşte o zaman hem ilâhiyatçılar kendilerini kurtarabilir hem de toplumu. Unutmayınız ki sizin hem Allah, hem de insanlar indinde böyle bir yükümlülüğünüz ve sorumluluğunuz vardır. Şimdiden bunları omuzlamaya hazırlıklı olunuz. Ne mutlu ilâhiyatçıyım diyebilenlere!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: