h1

YENİ BİR ÂLET İLMİ : OSMANLI DÖNEMİ YAZISI

Nisan 28, 2007

Yazar: Prof. Dr. Ali YILMAZ

Osmanlı döneminde yaşamış pek çok âlim tanıtılırken, genellikle, “Ulûm-ı âliye vü êliyeyi tahsîl…” ettiğinden bahsedilir. “Yüksek ilimleri ve âlet ilimlerine okuyup elde etmek.” demektir. Bu ifade aslında, o dönemin medresesinde yetişmiş olan bir kimsenin, medresede okutulması mu’tâd olan bütün dersleri okuduğu ve hepsini tamamladığını anlatmaktadır. Söz  konusu ibâre genellikle, “… tahsîlden sonra…”  şeklinde devam eder ki, arkasından o zâtın hayâtında ondan sonraki gelişmeler anlatılır.

Bu sözden ilimlerin ikiye taksim edilmiş olduğunu anlıyoruz. Osmanlı medresesinde okutulan ilimler ikiye ayrılarak ifade edilirdi : “Âlî ilimler” ve “âlet ilimleri”.

“Alî ilimler”den maksat, başta tefsîr, hadis, fıkıh, tarih ve buna benzer ilimlerdir ki, bilgisine ulaşılması amaçlanan ve gerekli olan bütün ilimler bunun içine girer. “Alet ilimleri” ise, bilgiye ulaşılmasına vasıta olan ilimlerdir. Bunlar da, başta dil olmak üzere, belâgat, meânî, mantık gibi ilimlerdir.

Osmanlı medreselerinde okuyan kimseler öncelikle, âlet ilimlerinin başında gelen Arapça ve Farsçayı öğrenmek durumunda ve zorunda idi. Çünkü, resmen eğitim dili Arapça veya Farsça olmamakla beraber, okunacak kaynaklar genellikle bu dillerden olduğu için, o zamanın ihtiyâcı olarak, diğer ilimlerde gelişebilmek, onların metinlerine vâkıf olabilmek için bu iki dili, özellikle de Arapçayı iyice öğrenmek gerekli idi. Bunun yanında, anlamaya yardımcı olan ve anlamanın yollarını açan belâgat, meânî ve mantık gibi âlet ilimleri de öğrenilir; bütün bunlarda yeteri kadar ilerleme sağlandıktan sonra asıl ilimlerin öğretilmesine geçilirdi.

İyi yetişmiş bir ilim adamı olabilmek için âlet ilimleri, geçmişte olduğu gibi, aynen günümüzde de ehemmiyetini muhafaza etmektedir. Kendi alanında gerçekten yetişmek isteyen kimsenin, mutlaka o alanın gerektirdiği yabancı dil bilgisine sahip olması gerektiği âşikârdır. Ayrıca ilim adamı olma yolundaki kişi mutlaka kendi dilini de iyi bilmek zorundadır. Dilin kelimelerini iyi kullanabilmeli, dilbilgisi kurallarına uygun yazmalı ve konuşabilmelidir. Aynı zamanda, eski deyimle “belâgat ve meânî”ye tekâbül eden güzel anlatım yollarını da bilmek gerekir.

İlâhiyat tahsîli görenler de aynı şekilde âlet ilimlerini ihmâl etmeme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. İlâhiyat tahsîli gören ve kendisini gerçekten bu alanda yetiştirmek isteyenlerin mutlaka Arapçayı iyice öğrenmesi gerekir. Ayrıca kendi dilimizi iyi bilmeli ve doğru kullanabilmelidir. İyi bir Farsça bilgisi işini kolaylaştıracak ve kendisine yardımcı olacaktır. Ancak bunlar yeterli değildir. Günümüzde âlet ilimlerinin arasına bir batı dili ve son zamanlarda özellikle İngilizce de girmiş bulunmaktadır. İlâhiyat alanında iyi yetişmek isteyen birinin, günümüz âlet ilimleri arasına zarurî olarak girmiş bulanan ve gerçekten de bilgiye ulaşmanın yollarından biri durumunda bulunan bir batı dilini, özellikle de İngilizce’yi iyi bilmelidir. Artık her yerde özellikle İngilizce bilip bilmediği soruru ve sorunuyla karşı karşıya gelecektir. Bu bakımdan diğerleri yanında bu da halledilmelidir.

Ben, Osmanlı dönemi yazısının da, artık bir âlet ilmi hâline geldiği kanaatindeyim. Bilindiği gibi biz Türkler İslâmiyet’i kabul etmemizle birlikte Ku’r’ân’ın yazısı olan Arap alfabesini kullanmaya başladık. Ecdâdımız bu asırlarda, kavuşmuş oldukları yeni bir inanç ve bu inancın, yani İslâmiyet’in vermiş olduğu ruh ve heyecan sâyesinde her sahada yeni yeni atılımlar sağlamışlardır. Yazı da bunlardan biridir. O asırlardan başlayarak, XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar, en azından 10 asır gibi uzun bir zaman boyunca, yazılı her şey bu yazı ile yazılmıştır. Böylece milletimizin bu asırlar içinde kurmuş olduğu medeniyetlerin, geliştirdiği kültürün ve hayat tarzının; diğer milletlerle, kültür ve medeniyetlerle olan çeşitli şekillerdeki münâsebetlerinin netîcesi olarak bizlere sayısız yazılı kaynak kalmıştır. Bugün kütüphânelerimiz ve arşivlerimiz bu malzeme ile dolu bulunmakta, araştırıcıları ve ortaya çıkaracak yetişmiş elemanları beklemektedir. Bunlar elyazması ve matbû kitaplar ile, gazete ve dergiler; arşiv belgeleri, çeşitli kayıtların tutulduğu defterler; şahısların ellerinde bulunan tapu, nişan, berat gibi çeşitli kıymetli evrak ve belgelerdir.

Yeni bir yazıyı kullanmaya başlamanın tabîî sonucu olarak bütün bunlar, okuyabilecek, günümüze aktarabilecek ve değerlendirebilecek yetişmiş elemanları beklemektedir. İlâhiyat, edebiyat, tarih, kütüphanecilik gibi alanlarda çalışanların ve kendini yetiştirmek isteyenlerin Osmanlı dönemi yazısı ile yazılmış metinleri okuyamıyor olmasını düşünmek mümkün değildir. Ya da bunu mutlaka bilmesi gerekir diye söylemek her halde daha doğru olur. Hatta diğer alanlarda çalışanların bile bu yazıyı bilip, alanıyla ilgili o dönemlerdeki gelişmeleri inceleyebilmesi, kendisine ve alanına büyük katkı sağlayacaktır.

Kütüphanelerimizdeki birçok elyazması eser, arşivlerimizdeki belgeler ve diğer malzeme araştırıcıları beklemektedir. Birçok insanımızın oturduğu evin, ektiği arazinin, hayvanını otlattığı yaylanın eski tapuları bu yazı ile yazılmış olduğundan zaman zaman anlaşmazlık halinde imdâdına yetişmektedir. Bundan otuz-kırk sene öncesine kadar, mahallinde bunları okuyabilen yaşlı dedelerimiz vardı. Böyle bir belge mahkemeye intikâl ettiği zaman, mahkeme onları bilirkişi tayin eder ve onun delâletiyle mesele çözülürdü. Ancak günümüzde o dedelerimiz artık yok, hepsi Hakk’ın rahmetine kavuştu; onun için yerel mahkemeler böyle durumlarda onları, okunup çözülmesi için üniversitelerin bulunduğu büyük şehir merkezlerindeki mahkemelere göndermekte ve birçok yazışma sonunda, hayli zaman kaybedilerek halledilebilmektedir.

Sevgili İlâhiyat öğrencileri! Bence sizler, mezun olduktan sonra gittiğiniz yerlerde bu işin uzmanı olmalısınız. Meselâ bir ilçenin müftüsü bunu halledebilecek donanımda olmalı; ya da o yerlerdeki okulların İlâhiyat Fakültesi mezunu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni bunu çözebilmelidir. Çünkü onları çözebilmek için Osmanlı imlâsına âşinâ olmak ve ıstılahları bilmek gerekmektedir. Arapça ve Farsça bilgisi bunları çözebilmek için mutlaka gereklidir.

İlâhiyat Fakültesi öğrencileri, imlâya âşinâlıkları yanında Arapça bilmeleri bakımından bunları anlayıp çözebilmek için büyük bir avantaja sahiptirler. Bunun yanına Farsçayı da ilâve edebilirlerse, bu açıdan da kendileri için ayrıca bir avantaj elde edeceklerdir.

Değerli öğrenciler! Yukarıda bahsettiğim bütün âlet ilimlerinde kendinizi iyi yetiştirmelisiniz. Ayrıca, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümü’deki zorunlu, İlâhiyat Bölümü’nde seçmeli Osmanlı Türkçesi dersini iyi değerlendirerek, onun üzerine kendi gayretlerinizi eklemek suretiyle, Osmanlı dönemi yazısında da kendinizi yetiştirmenizi tavsiye ederim. Sizler, bunun gerekliliği hususundaki bilincinizi her zaman muhafaza ediniz. Allah’tan hayat boyu başarılarınızın devamını dilerim.

Reklamlar

One comment

  1. begenmedim cünkü yazının sekıllerı konulmamıs



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: