h1

Gerçekçi Olmak, İmkânsızı İstemek: İsmet ÖZEL

Temmuz 8, 2008

Yazar: Emre YÜKSEK

“İslam” ve “Müslüman” kelimelerinin sarf edildiği zeminlerde bir tür gerilimin, tarafları etkilediğine, makul platformdan uzaklaştırdığına çok defalar şahit olmak, söyleyecek sözü olan kimseleri, anlatma isteğini sessiz kalma tavrıyla değiştirdikleri bir sürece dâhil etmiştir. Gerilimin kaynağını ise, içeriğin, ilgisiz unsur ve kişilerin konuyla ilişkilendirilip yapılan her açıklamaya bir değer atfeden ama bunu yaparken esası gözlerden saklama gayretiyle hareket eden art niyetli çabalarda görmek gerekir.

Bu yazımızda bu çabaları, şahsiyeti ve yazılarıyla bertaraf etme kararlılığını sürdüren İsmet Özel’i anlama gayretinde olacağız. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, otuz küsür eser telif etmiş, her bir şiirinden hareketle çeşitli disiplinleri kapsayan tezler ortaya konabilecek bir şahsiyeti bu sütunlara sığdırmak mümkün değildir. Hele süreli yayınlarda yazmayı bıraktıktan sonra verdiği mülakatlar ve yaptığı konuşmalar hesaba katılacak olursa bu gayretin sorumluluğunu taşımak güçleşecektir. Ancak hedefimiz biyografisinden ve eser tahlilinden ziyade onun düşünce ve ruh dünyasına şekil veren önemli gördüğümüz hususları aktarmak olacaktır.

Zaman algısı, meseleleri değerlendirirken hesaba katılması gereken belki de en önemli öğedir. Modern anlayışın getirdiği “doğrusal ve ilerleyen zaman” varsayımı pek çok ideolojiye esas teşkil etmiş, birbirine aykırı görünen ideolojiler için bile temel ve değişmez referans olmuştur. Oysaki bu durum, zamanı parçalayan, her bir zaman diliminde farklı davranış kalıplarını benimsemeyi meşrulaştıran bir işlev görmüştür. Ancak İslam anlayışında durum bunun tam tersidir. Din olarak kendini türedi bir zeminde inşa etmeyen İslam, ilk insan ve ilk peygamberden başlayan bir zincirin son halkası olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Bir dinin sahip olması gereken mekânlar ötesi olduğu kadar zamanlar ötesi bir anlayışı bu algı üzerine inşa etmiştir.

İsmet Özel’e baktığımızda bu temel yaklaşımı açık biçimde müşahede etmekteyiz. Kimilerinin bir çelişki olarak gördüğü “Şair, Komünist, Müslüman” tanımlaması içindeki son iki unsur aslında yaşam serüveninin parçalanmadan anlaşılması gerektiğini anlatmaktadır. İhtida öykülerinde sıkça karşılaşılan yapay bir “milat” oluşturma ve öncesini sanki hiç yaşanmamış gibi reddeden tutumun aksine Özel, hayatı kopmaz bir bütün olarak algıladığını, ilke ve tavırlarını her döneme göre ayrı ayrı değil tek bir düzlemde uygulamaya çalıştığını ifade etmiştir. Bu durum, fikirlerini “Dün şartlar öyle gerektirdiği için oradaydım bugün ise durum beni burada bulunmaya sevk ediyor.” tarzı edilgen ve kararsız bir görüntüden her zaman ve her yerde savunulan “ilkeler” düzeyine çıkartmıştır. Nitekim ortaya konulan çağrının evrenselliği onun ifadesiyle “Milli Davanın Beynelmilel”[1] olabilmesi öncelikle zaman boyutunda bir kopukluğa uğramamış olmasını gerektirir.

Özel’in “şair” kimliği O’nun anlaşılması çabasında, başlangıçtan öte asli bir unsuru işaret etmektedir. Düz yazılarını şiirinin devamı gören Özel “Halbuki ben o şiirleri yazmamış olsaydım benim için düz yazıları yazmak büsbütün muhâl olacaktı. Şiirlerimle başlayan ibadetimin sona ermediğini düzyazılarım belli etti.”[2] demektedir. Şiir sayesinde düz yazının “tehlikeleri”ni bertaraf etmek, yani kelimeleri olası anlam kaymaları ve bozulmalarından uzak tutmak, muhatabıyla/okuyucusuyla çıkar ilişkisinden öte bir düşünce iklimi kurabilmek mümkün olmaktadır. Bu iklimin ayrılmaz bir öğesi olan sembolik anlatım düz yazılarının tahlilinde bizlere önemli ipuçları sağlamaktadır. Onun için şiirlerinde yoğunlaştığı kavramlar ışığında sözlü ve yazılı değerlendirmelerini incelemek yerinde olacaktır. Bu çerçevede belli başlı konuları izah etmeye çalışalım.

İsmet Özel en başta hak-batıl ayrımının keskin çizgilerle yapılmasına dikkat etmiştir. Tam bir sebat göstermeksizin girişilecek çabaların fayda getirmeyeceğini, bahsettiğimiz edilgen tabloda silik ve ürkek bir yer tutacağını belirtmiştir. Safların net olması İslami tutum ve davranışların savunmacı ve adeta mazeret bildiren bir sığlıktan açık ve vakur bir hüviyete kavuşmasını sağlayan yegâne yoldur. Sünni geleneğin hâkim olduğu Türkiye ve onun gibi pek çok ülkede karşılaşılan güç ve iktidar karşısında esnek davranış kalıpları geliştirme çıkmazı ve bunun bir sonucu olarak maruz kalınan takiyye ithamı dikkate değer ironilerden birisi olarak karşımızda durmaktadır. Oysaki sahih olan dirayet ve sebatı fikren göstermek olduğu kadar uygulamada da ortaya koyabilmektir. Birbirinden tamamen farklı referanslara sahip iki anlayışın uzlaşısı uğruna sahihden fedakârlık, müslümanları inşa ve dönüştürme imkânlarını sıfırlayan bir sürece dâhil edecektir. “Evet’le Hayır arasına Belki Sokulduğunda Felâket gelir.”[3] diyen Özel’in çabası, hayatı “beyaz ve siyah yerine farklı tonlarla analiz etme” gibi Müslümanları bertaraf edecek safdil söylemlerden uzak durmak gerektiğini ifade etmektedir.

Özel’in izlediği çizgideki önemli hassasiyetlerden birisi de özgünlüğünü korumak için fedakârlıkta bulunmadığı izzet ve vakar anlayışıdır. Kimilerince “benmerkezci ve tevazudan uzak” olarak tanımlanmasının gerçekle bir ilgisinin bulunmadığını “tevarüs edilmemiş asaleti” ve “kadirşinas itaatsizliği”[4] ile açıklayan Özel, en ciddi konuları bile magazinel bir dile çevirerek ifsat eden anlayışa karşı tavrını net olarak ortaya koymaktadır. Kitle psikolojisinin insafına terk edilmeyecek kadar mühim bir davanın mensupları olan Müslümanları “popülarite” tuzağından uzak tutmaya gayret etmektedir.

Bu çerçevede soyut önerilerden ve hamasi söylemlerden ziyade uygulanabilir bir anlayışa işaret eden Özel, zannedildiği gibi son dönemlerde ortaya çık(arıl)mış bir “Türklük” kavramından bahsetmemektedir. “İslamcı” gibi köksüz, “Muhafazakâr” gibi yetersiz ve hapsedici kavramlar yerine Müslüman-Mü’min-Muhsin mertebelerini mündemiç bir duruşu haber vermektedir. Etnik ve Siyasi referanslar yerine Tarihi ve Siyasi bir açıyla değerlendirilmesi vurgusunu sıklıkla yapan Özel, kurulu “Dünya Sistemi”ndeki yerimizi sorgulamaktadır: “Ağzında Geveleme; Türk müsün, Gâvur musun; Çabuk Söyle!”[5].

Araçların ve simaların farklılaşması dışında nitelik bakımından sürdürülen mücadelede bir değişiklik bulunmamaktadır. Cari yapı muhaliflerinin doğrudan veya dolaylı katılımlarıyla zulmünü icra ettirmektedir. Bu yüzden yapay sınıflamalar yerine bugün burada yaşayan Müslümanlar olarak bizlerin üzerindeki sorumluluğa atıf yapan Özel, küreselleşme ve kapitalizm karşısında hala söyleyecek sözümüz olduğunu bildirmektedir. Türklük muhtemel bir alternatife değil; varlığını ve kimliğini bu topraklarda, dayatılan bir sisteme karşı sürdürdüğü bir mücadele sonucu oluşturan ve diğer coğrafyalara aynı adla taşıyan bir kimliğe işaret etmektedir. Sistemin açtığı yerde ancak tepkilerin hedefsizce boşalıp Müslümanları yormak ve ümidini kırmaktan öte bir işlevinin olmayacağını “Ne Dün Boşnak ve Çeçen Bayraklarını Sevdiğim Ne de Bugün Irak’ta Ölenlere ve Olanlara Ağladığım Vakidir.”[6] diyerek ifade eden Özel, ulus-devlet kavramının hapsettiği bilinçleri kendi varlık alanlarını açmaya davet etmektedir.

Bugün bir Müslüman ülkenin daha nükleer silah edinme çabasına veya bir başka beldede İslamcı bir partinin iktidara gelmesine önem atfetmekle sistemin yerini sağlamlaştırmasına hizmet etmek yerine imkânlarımızın idrakine vararak “kâfirle çatışmayı göze almayı” bu topraklarda bu dille anlaşan kimseler olarak Özel’in çağrısına kulak vermeyi zorunlu kılmaktadır: “Müslümanlar önce dünya siyasetinin ne ifade ettiğini öğrenip, sonra müslümanca tavrın ne olacağını hesaplamak mevkiinde değildirler. Önce müslümanca tavırlarını edinirler yani bu tavrı takınmak için gerekli merkeze sahip olurlar ve dünya siyaseti içindeki yerlerine bakarlar.” [7]


[1] İsmet Özel, “Cuma Mektupları 5”, Çıdam Yayınları, İstanbul, 1992, s.15

[2] İsmet Özel, “Bilinç Bile İlginç”, Şûle Yayınları, İstanbul, 2000, s.10

[3] İsmet Özel, “Bir Yusuf Masalı”, Şûle Yayınları, İstanbul, 1999, s.79

[4] İsmet Özel, “Waldo Sen Neden Burada Değilsin?”, Şûle Yayınları, İstanbul, 1986, s.19

[5] İsmet Özel, “Cuma Mektupları 10 ”, Şûle Yayınları, İstanbul, 2004, s.34

[6] a.g.e.,s.53

[7] İsmet Özel, “Faydasız Yazılar ”, Şûle Yayınları, İstanbul, 1986, s.87

Reklamlar

One comment

  1. Teşekkürler emre arkadaş. ismet özel beyin anlaşılmayan ve es geçilen taraflarından biriside bilgi ve bilgilenme konusundaki yaklaşımıdır. Çağdaş bilgilenme tarzıyla islami bilgilenme tarzı arasındaki farkı farkettikten sonra yola revan olunulabilinir. İsmet bey hakkında kalem oynatmak yorum yapmak zor iş. Anlamağa çalışmak gerek. ismet beyi okumalarımla, ayaklarım suya erdi. Dayatılan kültür, insanı yersiz yurtsuz kıblesiz yapmağa odaklı. Kulakardı ettiğim bir çok metnin ismet beyi anlamağa başlamakla değer kazandığını farkettim. Mesela ‘vatan sevgisi imandandır’gibi. Üzerimize düşmanlarımız ve içimizdaki düşmanlarımızın dostlarınca boca edilen, masum yüzlü yanlışlıkların ve yanlışların girdabından bir an önce kurtulmamız dileğiyle selamlar sunuyorum.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: