h1

Dünya Barışı ve Müslüman-Hıristiyan Diyalogu

Temmuz 8, 2008

Yazar: Yasin BAYBARA

Dünya senelerdir barışa muhtaç. İlgi çekicidir; yapılan araştırmalar yeryüzümüzde son iki bin yılın yalnızca birkaç senesinin barış içinde geçtiğini gösteriyor. Nitekim dünyanın dört bir yanından gelen savaş işgal ve işkence haberleri, vicdanı ölmemiş herkesi usandırmış ve müteessir eylemiştir herhalde.

Sanırım olay bireyin kendisinde başlıyor ve kendisinde bitiyor. Bugün insanlar küçük bir menfaati için dahi olsa, nefsini başkası uğruna feda etmiyor. Madde peşinde koşmaktan, dünyayı ayakta tutan manevi değerleri unutuyor. Modern medeniyet denilen, insanların artık Allah’a ihtiyaç hissetmediklerini düşündükleri ve hatta bu insanların ekseriya hayat yolculuklarını hangi yolda sürdürecekleri konusunda ilahi kelama dahi başvurma gereği duymadıkları böyle bir olgu altında, kişilerin birtakım dalalet akımlarından etkilenmemesi düşünülemez. Sinsi sinsi ve inceden inceye insanların evine kadar giren komünist ve kapitalist mantık –aslında ikisi de aynı emele hizmet ediyor- büyük balık küçük balığı yer, hayatın düsturu mücadeledir anlayışını, İslam’ın asıl fıtrî olan ve tabiatın her noktasında emarelerini gördüğümüz hayatın düsturu muavenettir hakikatinin üstüne perde ediyor. Ve bunun doğal sonucu olarak da herkes ‘aman birini daha ekarte edeyim, birinin daha hakkını yiyeyim, bir menfaat daha kazanayım’ diyor. Birey toplumun temeli, toplum da devletin esası olduğuna göre, bireyler arası bu çatışma, devletlere de yansıyor ve savaş kaçınılmaz oluyor. Biz de dünyanın bu durumunu göz önünde bulundurarak dünya barışını ve diyalog konusunu aynı çerçevede ele almaya çalıştık.

Diyalog Üzerine

Müslüman’ım diyen herkesin evet veya hayır diyeceği noktalar vardır. Mesela Hazret-i Muhammed son peygamberdir yargısına her Müslüman’ın evet demesi gerektiği gibi, tevhide inanmayan biri de cennete gider yargısına her bilinçli Müslüman hayır diyecektir. Bugün Türkiye Müslümanları, önemli bir konuda evet-hayır polemiği yaşayarak ikiye bölünmüştür. Diyalog… Evet diyalog konusunda da böyle kesin ve değişmez noktalar vardır. Örneğin Müslümanlarla Hıristiyanların birleştirilip üçüncü bir din oluşturulmasına her Müslüman hayır diyeceği gibi, İslam’ın Hıristiyanlara da tebliğ edilmesi gerektiğine herkes evet diyecektir. Dolayısıyla biz, diyaloga hemen evet veya hayır deyip önemli sayıda bir Müslüman kitleyi karşımıza almaktansa bu iki görüşün ortak noktalarını ortaya koyup yani önce kendi aramızda bir diyalog kurup, Müslüman birliğini sağlayıp ona göre hareket edilmesi gerektiği kanısındayız. Zira Müslümanlar birlik olduğu sürece, diyalog olsa da olmasa da muzafferiyet kaçınılmazdır.

Diyalog mu Uzlaşma mı?

Fransızca kökenli olan “diyalog” kelimesi, iki veya daha fazla insanın bir araya gelip karşılıklı konuşması anlamına geliyor. İnsanın en önemli özelliklerinden biri konuşmasıdır. Sosyal bir varlık olması hasebiyle de konuşmaya muhtaç ve mecburdur. Ve bir müslümanın gayr-ı müslim biriyle konuşmasında da dinen hiçbir beis yoktur. Nitekim asırlar boyunca gerek ticari görüşmeler, gerek devlet görüşmeleri, gerekse halk münasebetlerinde Müslümanların sair din mensuplarıyla diyalog kurdukları görülmektedir. İslamiyet’in hoşgörüsünü anlatmanın ve tebliğin temel yolu da konuşmaktır. Fakat konumuzda diyalog kelimesine farklı manalar yüklenmiştir. Kimileri buna uzlaşma anlamını vermiştir. Hal böyle olunca da yukarıda sözünü ettiğimiz İslam-Hıristiyanlık karışımı üçüncü bir din oluşturma söylemleri ağır basmaya başlamıştır. Halbuki böyle önemli bir konuda, asrımızda artık yeni bir savaş alanı olan kavramlara çok dikkat etmek gerekir. Zira dil, düşünceyi yönlendirir. Öte yandan biz, burada diyalog olarak Müslüman-Hıristiyan diyalogunu esas alıyoruz. Diğer dinlerle yapılacak diyalogu medar-ı bahis olarak görmedik.

Diyalogun Amacı

Yazının başında da zikrettiğimiz gibi, eğer amaç üçüncü ortak bir dünya dini oluşturmaksa, ki Müslüman cephesinde böyle bir amaç güdenin olduğuna inanmıyoruz, baştan hayır deriz. Yok eğer karşılıklı fikir teatisi şeklinde olacaksa bu diyalogun iki temel amacı vardır/olmalıdır. Birincisi ortak düşmanımız olan dinsizlik cereyanına karşı koyabilmek amacıyla medar-ı ihtilaf noktaları nazara almamak suretiyle güçlerimizi birleştirmektir. Nitekim sahih bir hadisle peygamberimiz, ahir zamanda İsevilerin hakiki dindarlarıyla ehl-i Kur’anın birleşeceklerini haber vermiştir. Burada İsevilerin hakiki dindarları ifadesi özellikle dikkatimizi çekmektedir. Zira Kuran’da geçen ifadede “İman edenlere muhabbet bakımından en yakın kimseleri “biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde büyüklük taslamayan keşişler ve rahipler vardır.” deniyor. Şüphesiz bu diyalogda hedef, işte bu kesimle fikir teatisine girmek ve ortak düşmanımız olan dinsizlik akımına karşı koymak olmalıdır. İkinci amacımız ise, bu diyalog esnasında İslamiyet’i, yaklaşık üç milyarlık Hıristiyan dünyasının gözünde, bugün giydirilmek istenen çirkin imajından kurtarmak ve onlara yanlışlarını gösterip, hakikati araştırmalarını sağlayıp kalplerine hidayet gelmesine vesile olmak için çalışılmalıdır.

Tekrar ediyorum bizim asıl düşmanımız, bugün insanlığı adeta esaret altına alan, kah Allah’ı inkar etmekle herkese bir ilahlık veren komünizm, kah insanlığı mal-mülk ve menfaat peşine düşürüp onlara abd eyleyen kapitalizmdir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, insanoğlunun zaaflarını çok iyi bilen ve her taraftan saldırıp evimizin içine kadar giren bu iki akım, birkaç taklidi imana sahip Müslüman’ı kendine çeken misyonerlikten çok daha tehlikelidir.

Hıristiyan Cephesi

Bugünün dinsizlik felsefesi, insanı ve aklı tatmin etmek bakımından Hıristiyanlık’tan daha doyurucu gözükmektedir. İslamiyet’in nurundan bigane bazı Hıristiyanlar da aklını kullandığını zannederek zamanla dinsizleşmektedir. Dolayısıyla dinsizlik, bizim olduğu gibi onların da düşmanı olmuştur. Ve şu da bir gerçektir ki, Hıristiyanlık bir ışık arayışı içindedir. İçkinin, kumarın, fuhşun kısacası sefahatin hat safhaya ulaştığı Avrupa ve Amerika’da tam bir ahlak boşluğu yaşanmaktadır. Avrupa’nın elbette iyi yönleri de var. Yani Avrupa’yı ikiye ayırmak gerekir. Bu noktada çağımızın büyük âlimi Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadelerine yer vermeyi uygun bulduk:

“Avrupa ikidir. Birisi İsevilik din-i hakikisinden aldığı feyizle hayat-ı ictimaiye-i beşeriyeye nafi sanatları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu ikinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki felsefe-i tabiiyyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehasin zannederek beşeri sefahate ve dalalete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum. Şöyle ki:

Bil, ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakim ve dalaletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dava edersin ki, “Beşerin saadeti bu ikisi iledir.” Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek!”

Evet, karşımızda iki farklı güruh duruyor. Şüphesiz yapılacak bir diyalogda bu nüans iyi gözetilmeli. Kiminle masaya oturduğumuzu iyi bilmeliyiz. Zira karşımızda duran, ayette belirtildiği gibi dindar ruhaniler de olabilir, diyalog bahanesiyle Müslümanları Hıristiyanlaştırma amacıyla yolumuza tuzak kuran misyonerlik zihniyeti de. Yalnız, Hıristiyan cephesince kurulması muhtemel bu tuzaklardan ve ava giderken avlanmak tehlikesinden kurtulmaya, müminin feraseti ve iyi seçilmiş bir heyet yetecektir düşüncesindeyim.

Sonuç Olarak

Şu bir gerçek ki, bugün dünya maneviyatsızların hükmü altında. Fakat ben, şahsen bunu bir doğum sancısı olarak görüyorum ve öyle inanıyorum ki, güneşin doğuşu çok uzak değil. Ama şimdi bekleme zamanı değil. Lakin şu çivisi çıkmış dünyayı, maneviyatsızların tahakkümünden kurtarmaya, ne kimlik ve öz benlik sorunu yaşayan İslam dünyasının, ne de sefahat pençesi altında kıvranan Hıristiyan âleminin gücü yeter. Ya biz sağlam bir keşf-i kadim ile kimliğimizi geri kazanıp vaz-ı cedidimizi yapmalıyız yahut başta sözünü ettiğim modern medeniyetin değerlerine eleştirel bir yaklaşım formüle etme görevini Hıristiyanlar ile beraber icra ve ifa etmeliyiz.

Ameller niyetlere göredir ve kişi için ancak niyet ettiği şey vardır. Ve de müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır. Biz, işte bu mezkûr niyetlerle yola çıkarsak, ben öyle inanıyorum ki, Cenab-ı Hak bizleri muvaffak kılacaktır. Ve insanlık, tarihte emsali görülmemiş o parlak medeniyetin fecr-i sadıkına kayıtsız kalamayacak, dünya, şu hasret kaldığı mesut hayatıyla güneşin etrafında dönmeye devam edecektir. Amma, eğer biz gaflette bulunur da, ufacık nefsimizi İslam birliği adına feda etmezsek, ayrı ayrı, teker teker toprağa düşen yağmur damlaları gibi kuruyup gideriz. Allah hepimize, doğru İslam’ı ve İslam’a layık doğruları yaşamayı nasip etsin.

Notlar:

1. Buhari, 4:205; Müslim, 1:136; Fethu’l-Kebir,2:335

2. Maide, 82

3. Lemalar , s:167

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: