h1

Muhammed Zahid el-Kevserî

Temmuz 8, 2008

Yazar: Hadi Ensar CEYLAN

Enformatik cehaletin egemen olduğu bir zamanda yaşıyoruz. İnsanlık büyük bir bilgi seli içinde boğulmakta. Ne var ki, bu sele kapılıp giden insan, kendisini ebedi mutluluğa ulaştıracak bilgiden ne kadar uzak kaldığının farkında değil. İnsanlığın dûçar olduğu bu elim hastalığı izale edecek yegane deva, hakikat ve hikmet sevgisinin, marifet bilgisinin peşine düşecek ilim sevdalılarıdır.

Bu noktayı nazar-ı itibara alacak olursak, günümüzde en fazla ihtiyaç duyulan insanların, kendini iyi yetiştirebilmiş ilahiyatçılar olduğunu söylemek pek güç olmasa gerek.

Bizler, bizden önce bu göreve soyunmuş ve sorumluluğunu hakkıyla yerine getirebilmiş mühim şahsiyetleri örnek almak ve onların izinden giderek sünnetlerini tatbik etmek zorundayız.

Bu sayıda, bize örnek olacak, ilmiyle, ameliyle, ihlâsıyla, ahlâkıyla numune bir şahsiyet olan Muhammed Zahid el-Kevserî’den söz etmeye çalışacağız.

Muhaddis, fakîh, mütekellim olarak, ortaya koyduğu eserler ve ilim dünyasına kazandırdığı talebeleriyle bir dönemde son derece etkin olan bir şahsiyettir Kevserî.

Zahid el-Kevserî, 28 Şevval 1296/ 16 Eylül 1879 Salı günü sabah ezanıyla beraber Düzce’ye bağlı Hacı Hasan Efendi köyünde[1] dünyaya geldi. Fıkıh, hadis gibi temel İslam bilimlerini babası Hacı Hasan Efendi’nin yanında okudu. Günümüz tabiriyle, ilkokul ve ortaokulu yine Düzce’de okudu. Bu esnada Düzceli Şeyh Muhammed Nazım Efendi’den alet ilimleri ile tarih, matematik, coğrafya ve bazı şer’î ilimleri okudu. Aynı yıllarda Hüseyin Vecih Efendi’den de alet ilimlerine dair dersler aldı. Ortaokuldan mezun olunca 15 yaşında iken İstanbul’a gitti ve hemen “Kadı asker Hasan Efendi Daru’l-Hadisi”ne intisap etti. İstanbul’da 10 yıllık süre zarfında zamanın mümtaz alimlerinden çeşitli dersler aldı. Bu alimler arasında özellikle hayatına şekil vermiş olan iki şahsiyet çok önemlidir: Eğinli Hacı Hafız diye meşhur olan İbrahim Hakkı ve Alasonyalı Ali Zeynel Abidin. Kevserî, et-Tahrîru’l Vecîz adlı eserinde iki hocası hakkında şöyle demektedir: “Üstadım Alasonyalı, ilimde öncüm, en büyük desteğim ve şeyhim olduğu gibi, üstadım Eğinli İbrahim Hakkı da delilim, rehberim ve en büyük dayanağımdır. Bu ikisinde, sarf, nahv, belagat, edebiyat,fıkıh, usul, tevhid, mustalah, tefsir, hadis, mantık, adab, hikmet ve buna benzer, zamanımda okutulan ilimleri tamamlamış bulunuyorum. İkisi dışında kalan meşayihten yalnızca bazı özel eserleri mütalaa ettim.”

Kevserî 28 yaşında 1906’da 5 yılda bir yapılan Alimlik İmtihanı’na girdi ve şer’î, edebî, aklî ilimlerin tamamında ders okutabileceğine dair icazet aldı. Bu seneden itibaren 1.Dünya Savaşı’nın başlarına kadar, Fatih Camii’nde dersiâm sıfatıyla müderrislik yaptı. Daha sonra, Kastamonu’da yeni açılacak medreseyi faaliyete geçirmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. Yaklaşık 3 yıl kaldıktan sonra İstanbul’a geri döndü. Daha evvel girmiş olduğu imtihandaki başarısına binaen genç yaşta olmasına rağmen “Süleymeniye Medresesi Medresetu’l-Mütehassisîn” müderrisliğine atandı.

Müderrislik hayatına atıldığı andan itibaren, bürokrasideki bazı kimselerle, hak bildiğinden hiç bir zaman taviz vermediği için, hep karşı karşıya gelen Zahid el-Kevserî 1922 yılı sonlarına doğru bir gün, hakkında tutuklama emri çıkarıldığını haber alır ve evine dahi uğrayamadan, limana giderek İskenderiye’ye giden bir gemiye biner ve böylece bir daha göremeyeceği yurdundan ayrılır.

İskenderiye’de kısa bir süre kaldıktan sonra Kahire’ye geçen Kevserî, 1930 yılında Mısır Devlet Arşivi’nin açtığı sınavı birincilikle kazanır ve yıllardır ayrı yaşadığı ailesini Kahire’ye getirtir. Kahire’de bulunduğu zaman içerisinde günlerini hep ilimle iştigal ederek geçirmiştir. Evini adeta bir medrese haline çevirerek, burada özel dersler vermiş ve bir çok talebe yetiştirmiştir. Ezher uleması onunla sürekli irtibat halinde bulunmuş ve görüşlerine müracaat etmiştir.

Zahid el-Kevserî ömrünün son demlerinde çeşitli hastalıklara dûçar olmuştu. Bütün rahatsızlıklarına rağmen hafıza ve muhakemesinden en ufak bir şey kaybetmeyen Kevserî,19 Zülkâde 1371/ 11 Ağustos 1952 Pazar günü, yanında yalnızca eşinin bulunduğu bir sırada, ondan kendisine Fatiha Suresi’ni okumasını istemiş ve bu sırada 73 yıllık ilme adanmış ömrünü geride bırakarak ruhunu teslim etmiştir.

İlmî kişiliği hakkında sayfalarca malumatın verilebileceği bir insandı Kevserî. Onun hakkında Şeyhu’l-İslam Mustafa Sabri Efendi şöyle söylemiştir: “Dostum Zahid Efendi’nin sahili olmayan iki deryada yani hadis ve fıkıh ilminde emsalsiz olduğunu itiraf ediyorum. Ve bu itirafı fazilet ve kemâlat ehlini takdir konusunda üzerime düşen vecibelerin en önemlisi olarak telakki ediyorum.” Bundan başka, onun çalıştığı her sahada ne derece yetkinliğe sahip olduğunu gösterir bir değerlendirme de talebesi Ahmed Hayri tarafından yapılmıştır: “İtikadi meseleleri ele alırken sanki karşımızda konuşan İmam el-Mâturîdî veya İmam el-Eş’arî; fıkhî bir mesele üzerinde dururken el-Kerderî; rical tenkidi yaparken Yahya b. Ma’în’dir.” Zahid el-Kevserî, dinin, uygulama olduğunu gösterircesine yetkinliğini yazdığı onlarca makalesiyle, eserleriyle; yaptığı ta’lik ve tahkiklerle ortaya koymuştur.

Kevserî’nin ilmî kişiliğinin en bariz özelliklerinden birisi münakaşa ve tenkitçiliğidir. Öyle ki onun hemen hemen bütün eserleri, ya bir meseleyi savunmak, ya da çürütmek üzere kaleme alınmıştır. O, yeri geldiğinde yenilikçilik adına yapılanların önünde durmuş, yeri geldiğinde ise tarihi, sîgaya çekmiştir. Onun yaptığı çalışmalarda prensibi şu idi: “Yanlışın ortadan kaldırılması görevine suskun kalmak dilsiz şeytanın işidir. Hak ve doğruyu ortaya koymaksa, Rabbine karşı hesap vereceği günü gözeten kişinin şanındandır. Batıl ehline şirin görünmek ve onlara karşı sessiz kalmak güzel ahlâkın gereği değildir.” O, salt nakilcilikle hiç bir zaman yetinmemiş, mesnetsiz tenkitten uzak kalmış, özetle itidal yolunu tutturmuş bir ilim adamıdır. Muhammed Ebu Zehre’nin bir değerlendirmesiyle bu bahsi kapatmak istiyorum: “O, ilmi rızık vesilesi, ya da herhangi bir gayeye ulaşmada vasıta yapmayan selef-i salihînin son temsilcilerindendir.

Zahid el-Kevserî, ismiyle müsemma, onurlu bir şahsiyetti. Talebesi Ahmed Hayri şöyle diyor: “O, elinin darlığına rağmen, gördüğüm en iffetli kişi idi. Dünya metaından el çekmenin zenginler için zor, fakirler için imkansız olduğu bir zamanda Allah, bu imkansızlığı yırtmak istemiş ve karşımıza iffetli birisini çıkarmıştır, o da Zahid el- Kevserî’dir.” Yine Ahmed Hayri’den nakil ile, Kevserî bir gün, bir kitapçı dostuna kendisinden istediği paradan daha fazlasını alması hususunda ısrar ederek, kitabın aslında daha fazla para ettiğini ona söylüyordu. Kitapçının sırf kendisi olduğu için bu indirimi yaptığını ve bu durumun kendisinin kabul edemeyeceği bir şey olduğunu ona belirtiyordu. O, eğitim verdiği hiç kimseden para kabul etmez, tashihini yaptığı hiç bir kitaptan da karşılık almazdı aksine bir dostuna söylediği şeyi söylerdi hep: “ Bununla ahiretteki ecir bir arada olur mu hiç?” Hastalığının arttığı ve ilaç parasının güç yetiremeyecek bir hal aldığı ömrünün son günlerinde ise, talebelerinin yapmış olduğu maddi yardımları geri çevirerek kitaplarını satmaya başlamıştı.

Son olarak kitaplarından ve talebelerinden biraz bahsetmek yerinde olacaktır. Zahid el-Kevserî 54 eser yazmıştır. Bundan başka, mukaddime yazdığı, ta’lik, tahkik ve tashihini yaptığı 40 eser mevcuttur. 25’in üzerinde esere de takdim, takriz ve tanıtım yazısı yazmıştır. En önemli eserleri şunlardır: el-İşfâk ‘alâ Ahkâmi’t-Talak, et-Tahrîru’l-Vecîz, Te’nîbu’l-Hatîb, en-Nüketu’t-Ta’rife ve Makâlâtu’l-Kevserî. Eserler hakkında vereceğimiz bilgi yazının hacmini haddinden fazla uzatacağı için bu boşluğu kaynakçada verilen eserlerle doldurmanız rica olunur. Zahid el-Kevserî yetiştirdiği engin ilim adamlarıyla silsilesini devam ettirmiş ve vazifesini hakkıyla ifa etmiştir. Bunlar arasında Abdulfettah Ebu Gudde, Ahmed Hayri,Muhammed Emin Saraç, Hüsameddin el-Kudsî sayılabilir.

Yüce Allah, kabrini pûr nur eylesin, bizlere de yolunda yürüyebilmeyi nasib etsin. Amin.

KAYNAKÇA:

1- Ahmed Hayri, el-İmam el-Kevserî, Kahire, 1373

2- Mehmet Emin Özafşar, Muhammed Zahid el-Kevserî,Hayatı,Eserleri,Fikirleri ve Hadisçiliği, A.Ü.İ.F. Yüksek Lisans Tezi

3- Seha Neşriyat, Muhammed Zahid el-Kevserî Hayatı-Eserleri-Tesirleri, İstanbul, 1996

4- Ebubekir Sifil, Muhammed Zahid b. Hasan el-Kevserî (Makale), Ehl-i Sünneti Müdafaa ve Bidatleri Tenkit sf.116-127, Bedir Yayınevi, İstanbul, 2005


[1] Köyün günümüzdeki adı Karaçalı olarak değiştirilmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: