h1

MÜSLÜMAN’IN 5N’Sİ

Temmuz 8, 2008

Yazar: Hayri KIRBAŞOĞLU

İslam Dünyasının bir parçası olan toplumumuzun, “ söyleyen” değil “ söylenen” bir toplum olduğu genel kabul gören bir tespittir.Yine bu toplumda “ namuslular”ın “namussuzlar” kadar cesur olmadıkları da bir vakıadır. Her ne kadar zaman zaman bazı tepkiler verilmekteyse de , bunun yerleşik bir kültürün ürünü olmadığını söyleyebiliriz.Çünkü ülkemiz dahil İslam Dünyasında toplumsal,bölgesel ve küresel gelişmeler karşısında zaman zaman verilen tepkiler ,genellikle sistemli,bilinçli ve planlı olmaktan uzaktır.Bu sebepledir ki İslam ümmetinin ortak bir bilinçle ve refleksle hareket ettiği durumlar sayılıdır.Bu sayılı örneklerden birisi de Hz.Peygamber (s.a.v) ile ilgili olarak Batı tarafından kışkırtılan karikatür meselesi dolayısıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır.Bu tepkinin haklılığı , bu meselenin faillerinin özür dilememekte direnmeleri ve “hakaret”i ve “ dini duyguları rencide etmeyi” fikir özgürlüğü olarak sunmaya çalışmaları ile tescil edilmiş olmaktadır. Nitekim bu krize yol açanların aynı zamanda neo-con Bush’un hararetli destekçisi çevrelere mensup olmaları meselenin bir provokasyon olma ihtimalini de son derece güçlendirmektedir.Buna rağmen bu krizin mucidi Batılı çevrelerin, hatalarını kabul ve itiraf etmek yerine, suç bastırmak için müslümanlara nasıl tepki vermeleri gerektiğini öğretmeye kalkmaları – ve onların ağzıyla konuşan bizdeki uzantıları -, hemen bize “ yavuz hırsız” benzetmesini hatırlatmaktadır.Halbuki sosyal tepkilerin zaman zaman birtakım şiddet gösterilerine yol açtığı , dünyanın her yerinde görülen bir şeydir.Nitekim bunun en son örneği Fransa’da yaşanan son olaylarda görülmektedir.Müslümanlara “ haklısınız ama böyle de tepki verilmez ki!” diyenler aynı nasihati Fransa’daki olayların faili öğrencilere ve sendikalara da yapsınlar da görelim onların objektifliğini.

Mamafih karikatür krizi vesilesiyle şu soruyu kendimize sormakta da yarar olduğu muhakkaktır:

“Acaba İslam ümmeti olarak bizler , fert ,toplum ve ümmet düzeyinde , ,neye,nasıl,ne zaman,nerede ve niçin tepki göstermemiz gerektiği konusunda sağlam bir bilince ve köklü bir kültüre sahip miyiz ?”

Bu sorunun cevabını bilip bilmediğimizi anlamak, aşağıdaki sorulara verilecek cevaplara bağlıdır:

Neye: Müslümanlar olarak nelere tepki vermemiz gerektiğine,bu konuda önceliklerimizin neler olduğuna dair bir fikre sahip olduğumuz söylenebilir mi? Mesela Filistin konusunda bütün İslam dünyasının Filistinli kardeşlerimizin yanında yer aldığı ne ölçüde söylenebilir? Bırakın bu sorunun cevabını, Filistin meselesini politik amaçlarla Irak’ın işgali karşısında kaç müslüman canlı kalkan olmayı göze alabildik? Londra’da toplanan savaş karşıtı bir buçuk milyon “ hristiyan”a mukabil İslam dünyasının neresinde bu sayının kat kat fazlası “ müslüman”ın meydanlara döküldüğü görülmüştür?

ABD’si ve AB’si ile Batı’ya nefret yağdıran müslümanlar, aynı Batı’nın desteklediği Batılılaşmış ve despot yönetimlere karşı niye sessiz? Cezayir seçimlerini demokratik yollarla kazanan müslümanlara karşı reva görülen Batı destekli despotik baskı ve tehditlere karşı İslam dünyasından kayda değer bir tepki geldi mi?

BOP veya GOP projelerinin destekçisi TÜRKİYE, ÜRDÜN,FAS ve MISIR gibi ülkelerin ABD eksenli politikalarına karşı – 1 Mart tezkeresi hariç- ne tepki verildi? Özellikle Türkiye topraklarından Irak’a 5000 sorti yapıldığı ve İskenderun limanından Irak’a askeri mühimmat sevkinin bütün hızıyla devam ettiği haberleri karşısında müslümanlar neredeler? Bu meselelerle ilgilenmek niçin hala “sol” kanattaki dostlarımızın tekelinde kalmış görünüyor?

Nasıl : İslam Dünyası gelişmeler karşısında ,siyaset,ekonomi, medya,sivil toplum v.b. alanlarda ,hangi metotlarla nasıl bir “ strateji” izlenmesi gerektiğine dair bir vizyona sahip midir? Kişiler ve kurumlar/kuruluşlar arasında bir bilgi ağı ve koordinasyon imkanı var mıdır? Özellikle askeri tehditlere karşı nasıl bir yol izleneceği belli midir? Bu konularda kısa,orta ve uzun vadeli projeksiyonlar yapılmakta mıdır? İzlenecek strateji(ler) gelişmelere paralel olarak güncellenmekte midir? Mesela İslam ülkelerindeki STK’ları tek bir çatı altında toplama yönünde Habitat İstanbul toplantısında atılan adımların, son günlerde bazı hükümet yetkililerinin ve Dışişleri bakanlığının müdahaleleriyle BOP/GOP’a hizmet etmek üzere yönlendirilmesi yönündeki çabalar karşısında nasıl bir muhalefete gerek olduğu konusunda yapılmış bir çalışma var mıdır?

Özellikle İslam dünyasının birbirini bile tanımadığı bir ortamda, Batılı ajansların filtreden geçirilmiş ve yönlendirme amaçlı haberlerine mahkum olan müslümanların, doğrudan ve güvenli bir bilgi ve istihbarat ağı geliştirdikleri söylenebilir mi?

Nerede: Ortaya konması gereken tepkilerin etkili ve verimli olabilmesi için , nere(ler)de bulunmak veya bulunmamak gerektiğini biliyor muyuz?Tepkiler için en uygun yer ve bölgeleri tespit yeteneğimiz var mı; yoksa yer seçimini gelişigüzel mi yapıyoruz?Mesela Abant toplantılarının sonuncularından birinin Siyonist olarak nitelendirilen Wolfovitz ile bağlantılı bir kuruluşta yapılmasının ne anlama geldiğinin farkında mıyız? Aynı toplantının mesela niye bir İslami kuruluşun çatısı altında yapılmadığının cevabı var mıdır?TC DİBaşkanının ABD güvenlik yetkilileriyle ve ilgili kuruluşlarda “ bulunmasının” bile anlamı konusunda fikir sahibi miyiz?Diyalog toplantılarını yeryüzünde zulme uğrayanların yanı başında ve onların yaşadıkları zulüm ve felaketleri birebir hissederek yapmak mı doğru,yoksa lüks otellerde,leziz yemekler yiyip, hoş ilahiler söyleyerek hoşça vakit geçirdikten sonra dağılmak mı?

Ne zaman: Verilecek tepkilerin zamanlamasının ne kadar önemli olduğunu ne kadar biliyoruz? Ortada bütün İslam dünyasını tehdit eden ortak bir tehlike varken, buna karşı ortak hareket etmek gerektiği bir dönemde, basiretsizce kendi ufak iç hesaplaşmalarımızın ve çıkar kavgalarının zebunu olmamak için gerekli zamanlama bilincine ne kadar sahibiz? Keza mesela DİB’in geçen ay II. Terör Hutbesi okutmaya teşebbüs ettiğini, yıllık planlamada olmadığı halde bunun araya sokuşturulduğunu, üstelik Diyanet Aylık Dergisinin Haber Bülteninde de önceden yayınlandığını bilen duyan ; adeta cami cemaatini potansiyel birer terörist yerine koyma anlamına gelebilecek olan bu hutbeyi okuyan ve akabinde hemen protesto için harekete geçen kaç kişi oldu acaba? İş işten geçtikten sonra hayıflanmamak için gelişmeleri önceden takip edecek bir organizasyona sahip miyiz?

Niçin : Belki de beş (N) nin en önemlisi “ niçin” sorusudur.Çünkü bu soru verilecek tepkinin amacını ortaya koyacaktır. Diğer yandan müslümanlar iyi niyetlerinin bir sonucu olarak genellikle bir adımın iyi niyetle atılmasının zorunlu olarak hayırlı sonuçlar vereceğini düşünürler, ama Cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu akıllarına getirmezler.Yapılanların sağlamasının niyetle olduğu kadar,doğurduğu sonuçlarla da olacağını göz ardı ederler. O yüzden yine BOP/GOP gibi projelere – demokrasi ve özgürlük söylemine aldanarak- hizmet etme hatasını işlerler, hizmetine koştukları bu projelerin sahiplerinin ve yandaşlarının demokrasi ve özgürlüğü tank ve silahla,yıkım,kan ve gözyaşıyla getirdiklerini(?) gör(e)mezler. Daha doğrusu bizi sömürmek ve köleleştirmek için maşa olarak kullandıkları despot yönetimler yerine demokratik despotizmi yerleştirmekten başka amaçlarının olmadığını fark edemezler.Kadın hakları söylemini müslümanları kendi istedikleri doğrultuda dönüştürmek için kullandıklarını da idrak edemezler. Özgürlük söyleminin Hz.Peygamber’e hakaret noktasına vardığını karikatür krizinde hep beraber görmedik mi?Kısacası attığımız her adımın – zahiren İslam’a uygun görünse bile – gerçekte kimin işine yaradığını ve yarayabileceğini sürekli göz önünde bulundurma alışkanlığımız var mı?

İşte bu ve benzeri sorular üzerinde kafa yoran, cevaplar sunan , bilgi temelli bir bilinç İslam Dünyasının ortaya koyacağı tepkilerde esas olmalı, böyle bir bilinç yaygınlaştırılmalı , bu bilinç doğrultusunda sistemli, planlı,amaçlı ,basiretli adımlar atılmalıdır.Burada bütün bu anlatılanlar ise, aslında İslam’ın “ el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyu ani’l-Munker” ilkesinin çağımızdaki gelişmeler karşısında nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği konusunda bir fikir jimnastiği olarak görülmelidir.Daha doğrusu İslam Dünyasında çok cılız olan “ muhalefet,eleştiri ve direniş” kültürünün müslümanlık tasavvurumuzun ilk sıralarında yer alması gerektiği konusunda müslümanlara yapılmış bir davet olarak kabul edilmelidir.

Unutulmamalıdır ki bu davete icabet etmek , sadece İslam dünyasının değil, yeryüzündeki bütün mazlumların geleceği açısından , hem İslami hem de insani bir görevdir.Bu iş için önümüzde Rasulullah Efendimizin de gençliğinde üye olduğu “ Hılfu’l-Fudûl” teşkilatı gibi ilham kaynağı da bulunmaktadır ki, yaşanmış bu tarihi tecrübeden de pekala yararlanmak mümkündür. Ülkemizde her eğilimden vicdan sahibi aydının başlattığı DOĞU KONFERANSI girişimi bu açıdan çağdaş bir “ Hılfu’l-Fudûl” teşebbüsü olarak rahatlıkla gösterilebilir. Bu gibi teşebbüslerin kemmiyet ve keyfiyet olarak artması , Cenab-ı Hak’tan en büyük dileğimizdir.Çünkü gerek İslam dünyasının , gerek diğer mazlum toplumların geleceği , bu zulümlerin bir parçası ve sebebi olan yönetimlere değil , bu gibi sivil inisiyatiflerin güçlenmesine bağlıdır.O halde beş (N) artık müslümanların da gündeminin ilk sıralarında gecikmeden yer almalı, İslamın şartı beş söyleminden “ Beş N “ söylemine doğru hızla yol almalıyız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: