h1

Tarihin Kırılma Noktalarında Şam

Temmuz 8, 2008

Yazar: Selahaddin İPEK

Bir Şehir nasıl kurulur, insanlar Şehir haline getirdikleri mekânları neye göre seçerler? Bir yerin seçiminde, insanı aşan etkenler de var mıdır? Varsa bu etkenler nelerdir ve kim tarafından belirlenir? Toprakla insan arasındaki ilişki, Şehirle toprak arasında da var mıdır? Şehirler, içinde yaşayan insanlara neler kazandırır, ya da neler kaybettirir? O Şehirde yaşıyor olmak,o Şehrin insanları için ruhsal ve bedensel anlamda hangi kazanımlar sağlamaktadır, ya da kayıplara neden olmaktadır? Şehirlerin de insanlar gibi bir ruhu var mıdır? İnsanların bir araya gelerek toplumsal ruhu oluşturmaları gibi, Şehirler de bir araya gelerek Şehirler ruhunu, medenî ruhu oluşturur mu? Şehirler insanı çağırır mı, özler mi, bazı insanların, kendisinde olmasından dolayı övünç duyar mı? Şehirler mi insanda ruhsal olgunluk oluşturur, yoksa ruhsal olgunluğu olan insanlar mı Şehirlere metafizik derinlik kazandırır? Yoksa bu ikisi sınırları çizilemeyecek kadar birbirine geçmiş, biri diğerinin içinde varlığını sürdüren, ikisi birlikte ancak bir bütün oluşturabilen soyut ilişkiler yumağı mıdır? Şehirlere bakmak, Şehirleri algılamak, biraz da Şehre bakan insanın bakışı, baktığı yer ve görmek istediği noktayla da mı ilgilidir?

Şehirlerin de, tarihin dönüm noktalarında toplumlara ve tarihe yön veren büyük insanlar gibi bir misyonları vardır. Bazı zamanlar, bazı Şehirlerin çevresinde döner ve o Şehir hem o zaman dilimine, hem o coğrafyaya yön verir. Bazı Şehirler ise, yalnız bir zaman kesitine değil, gelecek zamana doğru uzanan geniş bir dilime de yön verirler. Tarihin kırılma noktalarında hep onların imzası vardır. Zamanların, çağların değişimine mührü onlar basar; kırılma noktaları onların adıyla anılır. Tarihteki Şehir devletlerinin el değiştirmesi, krallardan çok, Şehirlerin adıyla anılır ve bilinir. Bir bakıma bu, Şehrin kabuk değiştirmesi, aykırı giden taraflarının budanmasıdır. Bu sayede, Şehrin kökleri daha derinlere iner, Şehir kendini yeniler.

İnsanlık tarihinin başlangıcı olan Orta Doğu Şehirlerinin büyük bir bölümü, tarihî ve metafizik misyonlar yüklenmiş şehirlerdir. Her birinin tarihi ve misyonu, insanlık tarihi kadar eskidir. Hz. Adem’den bu yana süregelen tarihleri içinde bu Şehirler, bölgenin ve insanlığın tarihi direkleri ve vesikalarıdır. Bir insanlık tarihi yazılacaksa, bu tarih Mekke, Kudüs, Şam, Babil gibi Şehirler ve o Şehirlerde yaşayan peygamberler, veliler ve krallar üzerine bina edilmelidir. Çünkü geçmiş ancak onların ışıklarıyla, varlıklarıyla aydınlanabilir; gelecek de onların vizyonuyla kurulabilir.

Hepsi birbirinden mübarek ve hepsi birbirinden değerli olan bu Şehirler içinde Şam’ın apayrı bir yeri vardır. Şam (bilâd-ı Şam – Şam bölgesi), tarihin büyük yenilgilerinin, büyük zaferlerinin ve büyük dönüşümlerinin merkezi olmuştur. Yemen’den başlayıp Rum’a (Anadolu’ya) uzanan insanlık ticaret tarihinin kuzey kapısı olmuştur Şam. Bir bakıma hep bir son noktadır. Romalıların Orta Doğu’daki hakimiyetleri Şam’ın düşmesiyle sona ermiş; bu sona ermeyle birlikte yepyeni ve aydınlık bir dönem başlamıştır. Şam, İslâm orduları tarafından fethedildikten sonra Orta Doğu’da yepyeni bir misyon yüklenmiştir. Doğal güzellikleri yanında toprağında barındırdığı değerler de Şam’ın yeni anlamlar kazanmasında etkili olmuştur.

Şam, tarihin pek çok döneminde birçok uygarlığın ya merkezi konumunda (Asurlular, Babilliler) ya da ilgi alanında (Grekler, Romalılar) olmuştur. Müslümanların eline geçtikten sonra da merkez olma durumunu sürdürmüş; İstanbul fethedilinceye kadar da dünya başkenti, uygarlıklar başkenti olmaya devam etmiştir. İstanbul fethedildikten sonra da İstanbul’un yanında İstanbul’la birlikte bu misyonunu sürdürmüştür.

Tarihi süreçten bakıldığında hemen bütün peygamberler Şam’a ya gelmiş, orada bir süre de olsa yaşamış, ya Şam’la bir Şekilde ilgisi olmuş ya da orada ölmüştür. Nuh Peygamber o bölgede yaşamış, tufan oradan başlamış, gemi o bölgede karaya inmiştir. Hz. İbrahim, Şam’ın kuzeyinde (Berze) doğmuş, Kudüs ve Mekke yolculuğuna oradan başlamıştır. Lut peygamber o bölgede büyümüş, Sodom ve Gomore’ye oradan görevlendirilmiştir. Hz. Musa’nın kabri (Bevvabatullah’ta) oradadır. Hz. Peygamber çocukluğunda oraya gelmiş, peygamber olacağı işareti orada anlaşılmıştır. Rivayete göre Hz. İsa oraya inecektir. Bunun için de Kur’an’da “Bereketli kıldığımız” (XVII. sure, ayet 1) ifadesi hep “Şam” için yorumlanmıştır. (Taberi, ZemahŞeri, Mevdudi, Hayrettin Karaman). Müfessirlerin büyük bir bölümü bu noktada hemfikirdirler. Bir hadis-i Şerifte “Şam’a itina gösterin, zira o, Allah’ın müstesna kıldığı bir beldedir ve Allah seçkin kullarını oraya yerleştirmiştir.” (İbn Hanbel, Ebu Davud) buyurulmuŞtur. İbn Cübyr “Eğer cennet yeryüzünde olsaydı mutlaka Şam’da olurdu ve eğer cennet gökyüzündeyse Şüphesiz Şam onun kadar aziz ve onun kadar güzeldir.”; ayrıca, Şehrin değerini anlatmak için de “Şam o derece Şereflidir ki, Allah, Mesih’i ve annesini orada ikamet ettirmişti.” demiştir.

Osmanlı döneminde dört yüz yıl bütün kaygılardan, acılardan, savaşlardan uzak mutlu bir hayat yaşamıştır. Osmanlı şairleri, hakkında hadis bulunması ve içinde taşıdığı kutsal değerler nedeniyle ona hep saygı ve hürmetle yaklaşmış; Şam’a bakarken İbn Cübeyr’in gözüyle bakmışlardır. Şiirlere yansıdığı kadarıyla Şam, Cennet’in bu dünyadaki sembolü gibidir:

Zülfüne nisbet ya alnın cennet olur ya rûhun

Çünkü Şam’ın bağ-ı huld* altında ya üstündedir.

(Nabi)

Zir ü bâlâsına bak ol hattı anber-fâmın

Cennet altında ya üstünde demişler Şam’ın

(Ruhi-i Bağdadî)

Cennet kokusu gelmeye başladı meşama

Yaklaştı gibi kafilemiz menzil-i Şam’a

(İshak-ı Kadim)

Dört yüz yıl boyunca mutlu bir rüyayı görmeyi sürdüren Şam, Birinci Dünya Savaşı’nda bu rüyasını kaybetmiştir. Yeniden çatışmaların, kavgaların ve Orta Doğu savaşlarının merkezi konumuna gelmiştir. Dolayısıyla yeni bir diriliş hamlesine atılmanın eşiğinde durmaktadır.Bugün üzerinde taşıdığı ataleti, miskinliği atmak ve yeniden, Romalıların Orta Doğu hayallerini bitirdiği; Moğolların yenilgiyi tattığı bölge durumuna gelmek zorundadır. Özellikle de bugünlerde şahlanmalı ve geçmişte yüklendiği büyük misyonu yeniden yüklenmelidir. Günlük ve gelir-geçer ucuz politikaların ötesinde çağlara yön verecek kimliğini yeniden göstermelidir dünyaya. Diriliş hamlesi için bir silkinmesi, üzerindeki ölü toprağını atması, içinde varolan dinamiklerini harekete geçirmesi yeterlidir. Hemen ardından, uygarlığın odak noktası diğer Şehirler de peş peşe gelecektir. Bu parçalanmışlık, dağılmışlık sona erecek, medeniyet görmemiş, herşeyi güçten ibaret zanneden batının çocukları çekip gidecektir. Unutma ey Şam, Romalılar, Grekler, Moğollar, Hammurabi bunlardan daha güçsüz değildi, bunlardan daha az zalim değildi. Ama onlardan hiçbiri bugün ortada yok. Tarihin taş mezarlıklarında parçaları kalmış birer arkaik kalıntı hepsi. Bunlar da öyle olacak, bunlardan da hiçbir iz kalmayacak, salt tarihî bir olay, bir acı olarak kalacak bütün bunlar; ama sen yine dipdiri ve dimdik yaşamaya devam edeceksin.

Şehirleri, toplumları yaşatan, geçici olaylar değil, bağrında barındırdığı kalıcı değerler, kalıcı dinamiklerdir. Ve ey Şam, bir kıvılcım çakman yetecektir dinamiklerini toplumları yaşatan, geçici olaylar değil, bağrında barındırdığı kalıcı değerler, kalıcı dinamiklerdir. Ve ey Şam, bir kıvılcım çakman yetecektir dinamiklerini harekete geçirmen için ya da onların sana her an gönderdikleri ışığı görmen.

Taşıdıklarının farkında olduğun, farkına vardığın gün çilenin bitiş kapıları aralanacaktır. Çünkü sen herhangi bir mekân, herhangi bir Şehir değilsin, geçmişte olduğu gibi de bugün de sorumlulukların var. Sende yaşayan, zamanları aşarak gelecek çağlara ışık olan “seçkin kullar” barındırmaktasın yüreğinde. Onları yeniden duy, onların sarsıcı sesini kalbinde hisset. Ey Şam, sen:

“Tevrat çizgisi Zebur yankısı

İncil sesi Kur’an nefesi” sin. [1]

Bunu taşımanın Şerefi ne kadar büyükse, bu büyüklüğün gereğini yerine getirmek de o kadar büyük bir onurdur. Bugün büyük karanlıkları yaşıyorsun, başında binlerce alıcı kuş dönüyor; bırak dönsünler, alıcı kuşlar ölünün üstünde döner; ama sen ölmedin, yeter ki onlara ölmediğini, yalnızca büyük bir sarsıntı geçirdiğini göster. Göreceksin “onların hepsi geldiklerinden daha süratle gidecekleridir. Senin ve kardeşlerin olan Şehirlerin umutsuzluğa düşmek gibi bir lüksünüz yok, geçmişte de olmadı, gelecekte de olmayacak. Çünkü, umutsuzluk, zayıfların, korkakların, zalimlerin özelliğidir. Onlar bu özelliklerini “nitelik” olarak bir zaman gösterir, ama bu “nitelik” kalıcı değildir. Senin özelliğin diriliş, sabır, rahmet, cesaret ve atılımdır.

Ama, umutsuzluk yok, en yakın ve keskin günde

Sonunda dönecek talih, gelecek Büyük Atlı

Çileye batmış İslâm halkı için kurtarıcı

Görünecek ilkin Şam’da der gelenek saati [2]

Son söz olarak unutma ey Şam, daha doğrusu hatırla ey Şam: Sen Muhyiddin İbnü’l Arabi’yi yaşatıyorsun yüreğinde. Kalbinde bütün çağları harekete geçirebilecek bir cevher, bir değer taşıyorsun. Onun Endülüs’ten kalkıp sana gelmesini, sende yaşamasını, “refik-i âlâya” sende yürümesini hatırla ve düşün. Senin toprağında yatıyor olmasının anlamını ve inceliğini kavra. “Seçkin kullar”ın ölmediğinin, sana yol göstermeye, yardım etmeye hazır olduğunun farkına var artık. Onların eylemlerini niçin sende yaptıklarını, sözlerini niçin sende söylediklerini düşün. Sözlerinin görünen ve görünmeyen anlamlarını araştır ve idrak et. Sen bunu yapabilecek güçte olmaktan öte buna mecbursun.

Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin kendisi için söylediği ve Yavuz Sultan Selim Han’ın, Mısır seferi sırasında buldurduğu mezarın üstüne yaptırdığı türbenin medhaline yazdırdığı:

Her çağın sayesinde muzaffer olduğu bir varlık vardır.

Ve çağların son bulmasına kadar o benim. *

beyti biraz da sana söylenmiş değil midir? Hazineyi sen barındırdığına göre sahibi de sensin demektir. Öyleyse ey Şam, bu sözün anlamını ve ufkunu kavra, sorumluluğunu üstlen ve gereğini yap.


* Huld: Sekiz Cennet’ten biri.

[1] S. Karakoç, Alınyazısı Saati s. 639

[2] a.g.e., s. 639

* Bu beyit Şöyle de çevrilmiştir:

“Her asır, yetiştirdiği büyük bir Şahsiyetin ismine izafeten anılır.

Ben de bundan sonraki asırların tek Şahsiyeti olarak kalacağım.”

Füsusu’l Hikem, çev. M. Nuri Gençosman

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: